Evet, mü’minlerin karakterleri, mânevî yapıları ve cibilliyetleri alınlarındaki secde izinden bellidir. O secde izi de alındaki nasır değil, kalbin yüze aksetmesinden, siretin surete yansımasından kaynaklanan canlılık, câzibe, imrendiricilik ve nurâniyettir. Alnı sert yere sürtmek suretiyle orada bir iz hâsıl olmasına sebebiyet vermek, bir nevi riyakârlıktır. Bir insan çok namaz kıla kıla alnında böyle bir iz bıraktırabilir. Belki öyle çok namaz kılarken de samimidir. Fakat, o samimiyeti her zaman koruması çok zordur. Allah muhafaza, zaman zaman alnındaki o izi kendi kredisi hesabına kullanma gibi mülâhazalar aklından geçebilir. “Alnımdaki secde izini görsünler de, kıymetimi bilsinler.” şeklindeki bir duygunun buğu hâlinde bile gönlü kaplaması o insanın felaketine sebebiyet verebilir. Bundan dolayı, secde ederken alınları yumuşak bir zemine koymak ve o kadarcık bir görünme duygusuna bile fırsat vermemek gerekir. Sahabe, tabiîn ve tebe-i tabiîn efendilerimiz arasında günde beş yüz rekât namaz kılan insan sayısı hiç de az değildi. Fakat, hiçbirinin alnında maddî mânâda bir secde izi yoktu. Bu mülâhazalara binaen diyorum ki, elinizden geliyorsa, alnınızı sert yere sürtmeyin. Çok secde edin, günde yüz rekât nafile namaz kılın ama ne elinizde ne dizinizde ne de alnınızda o namazların izi belli olsun.