İçeriğe geç

Bir kurbet eri, Allah emrettiği için, Allah’ın rızasına ulaşmak için yapar yapacağı şeyleri; yani, onun yegâne hedefi Allah’ın rızasıdır. O, “Rabbimin benden hoşnut olmasından başka hiçbir talebim yok.” der durur. Gönlünü tamamen o hedefe bağlamıştır. Öyle ki, yer yer beşerî ve cismanî farklı mülâhazalar bu duygusunun önüne dökülse, ciddi rahatsızlık duyar. Dahası, ihlâsla alâkalı bir sırrı başkaları tarafından bilinince tevbe eder. Hatta sebebini bilemediği, iradesiyle önünü alamadığı çok ciddi bir heyecan, bir gözyaşı dahi onu rahatsız eder, odasına girer ağlar; “Yâ Rabbi, tam ayırt edemedim; o hissim, o gözyaşım ve o davranışımla sadece Seni mi hedeflemiştim, yoksa başka mülâhazalarla da kirlettim mi o anı? İrademle önleyebilir miydim başkalarına şirin görünen o tavırlarımı? Yoksa ihlâs düsturuna ihanet mi ettim?” der, vurunur, dövünür. Gece, yüzünü yere koyduğu zaman gündüz yaptığı ibadetlerden dolayı bile “estağfirullah” der. Busîrî, Kaside-i Bürde’sinde “Amelsiz sözden Allah’a sığınırım.”3 diyor. Kurbet eri de, iyilik adına yaptığı çok şeyden dolayı dahi Allah’a sığınır, zahirî yüzü itibarıyla güzel görünen amellerine bile “estağfirullah” der, “İhlâssız, beklentilere bina edilmiş amelden Allah’a sığınırım” söz ve itikadını vird edinir, sadece O’nun rızasına kilitlenir, ihlâsa düğümlenir ve her şeyinde O’nu arar.

279