İçeriğe geç

Evet, Allah’ın bizi nimetleriyle şereflendirmiş; meselâ, bizi var etmiş. Sonra, var etmekle kalmamış, bizi insan yapmış; insan yapmakla kalmamış, insan-ı mü’min yapmış; insan-ı mü’min yapmakla da kalmamış, Rahman u Rahîm bizi ümmet-i Muhammed arasına dahil etmiş. –Bir hadis-i şerifin ifadesiyle; ümmet-i Muhammed’in iki şanlı ucu vardır. Birisi, Efendimiz’e, O’nun nurlu asrına dayanan ucu; diğeri de kıyametten az önce gelip bütün zorluklara rağmen dine sahip çıkacak olan bahtiyarlara uzanan ucudur. Resûl-i Ekrem, birincilere “Arkadaşlarım” demiş; kıyamete yakın geleceklere de “Kardeşlerim” hitabıyla seslenmiştir.– Evet, Allah bizi ümmet-i Muhammed yapmakla da kalmamış, ahir zamanda, din boyunduruğu yere konduğu bir dönemde, bu boyunduruğu yerden kaldıracak kutlulardan biri olma konumunda yaratmış. Bunların hepsi ayrı ayrı birer mevhibedir ve hepsi ayrı ayrı şükür ister. Bu şükrü eda etmenin yolu da Cenâb-ı Hak’ın bize ihsan ettiği bütün nimetleri Rabbimizin rızasını tahsil etme istikametinde kullanmaktır. O’nun rızasını tahsil yollarının en kestirmesi ise, i’lâ-yı kelimetullahtır, Allah’ın Yüce Adı’nın dört bir yanda şehbâl açması istikametinde gayret göstermektir.

Hakiki insan olmayı harikulâdeliklerde gören, herkesten farklı ve fâik görünme gibi lüksleri bulunan çocuk-meşrep kimseler, Allah rızasını esas maksat yapmadıklarından ve ekseriya hırslı bir beklenti içinde bulunduklarından dolayı, çoğu zaman şeytanın bir-iki doğruya yakın ilkaâtına kanarak yüzlerce bâtılı hak görebilir ve değişik yalanların arkasından ömür boyu koşturabilirler. Bu konuda aldanmamanın biricik yolu, Efendimiz’in vesâyeti altında Hak rızası hedefli yaşamaktan, keramet ve zevk-i ruhanî dahi olsa Hakk’a kullukta hiçbir beklentiye girmemekten geçer.

284