İçeriğe geç

Tahkikî imana ulaşma vesileleri ve süresi fıtrattan fıtrata göre de değişebilir. Tahkike erme ve imanda derinleşme mevzuunda bazıları için bir ân-ı seyyale yetebilir. Bazıları içinse seneler gereklidir. Kimileri araştırma ve tetkikte gerekli olan azmi ortaya koyamamış olabilirler. Kimileri zaviyeyi yakalayamamıştır, bakış açıları yanlıştır. Kimileri de aşmaları gerekli olan bazı engelleri aşamamışlardır; meselâ, hâlâ “ben” diyor ve kibirleniyorlardır. Oysaki, bir mahiyette iki “ben” olmaz. O bütün benliğimize hâkim ise, onun “ben” dediği yerde ikinci bir “ben” sesi olmamalı. İnsan kendisini nefyetmeli ki, ispata ulaşabilsin. Kendini “illâ”nın berisinde tutmalı, “illâ”nın ötesini sadece O’na bırakmalı ki hakîki tevhide ersin. O noktaya ulaşabilmek için azim, kararlılık ve temadî gereklidir; kibirden, bencillikten, kendini beğenmekten ve yaptığı işleri kendine mâl ederek şirke düşmekten sakınmak lazımdır. Evet, her şeyi Sahibine vermelisin ki, Sahip senin mahiyetinde kendisini ifade etsin. Sen bazı fiilleri kendine mâl eder, –hâşâ ve kellâ– onların gerçek Sahibini dışlarsan; eğer “Düşündüm, ettim, yaptım” dersen, hakîki imana ulaşman veya iman-ı tahkikînin semerelerini elde etmen imkânsızdır. Bazen, böyle bir şirke düşsen de Allah Teâlâ önce sana imhal imhal üstüne mehil verebilir. Kendini bir daha kontrol etmen ve gönlünü teste tabi tutman için sana süre tanınabilir. Hatandan döner, tevbe ve istiğfarla O’nun rahmet kapısına yönelirsen, bir kere daha sana kurtulma ve tahkike erme fırsatı doğar; aksi taktirde, sağlam zannettiğin iman direğinin kırılması, hayat enkazının altında kalman an meselesidir.

224