İçeriğe geç

Dâvâ erlerinde ses ve söz hep aynıdır; onlar tarihin hangi döneminde ve nerede yaşarlarsa yaşasınlar hep aynı çizgi üzerinde birleşirler. Meselâ, Bediüzzaman’ın sözleriyle Murad Hüdavendigâr’ın yakarışları sanki aynı gönlün terennümleri gibidir. O büyük Sultan, yüz bin kişilik Haçlı ordusunu yendiği Birinci Kosova Meydan Muharebesi başlarken “Ey Rabbim! Şu Murad kulunun günahları yüzünden mâsum askerlerimi cezâlandırma. Onlar ki, buraya kadar, sadece Senin adını yüceltmek için geldiler. Senin şânına lâyık bir zafer lütfet ki, bütün Müslümanlar bayram etsin. Müslümanları mansûr ve muzaffer eyle. Ve dilersen o bayram gününde şu Murad kulun Sana kurban olsun. Önce beni gazi kıldın, murat buyurursan şimdi de şehit kıl.” diye dua etmiş; zaferyâb olduktan sonra da en küçük bir gurura kapılmadığı gibi dizleri üstüne çöküp, şükür duygularıyla ağlayarak yüce Rabbine dua dua yalvarmış ve sözlerini şöyle bitirmiştir:

“Âb-ı rûy-i Habib-i Ekrem içün
Kerbelâ’da revân olan dem içün
Şeb-i firkatte ağlayan göz içün
Din yolunda beni şehit eyle
Ahirette beni saîd eyle.”

Hazreti Murad Hüdavendigâr duasını tamamladıktan kısa bir süre sonra da kahrolası bir elle, Miloş Kopiliç adında yaralı bir Sırp tarafından hançerlenerek şehit edilmiştir.

98