İçeriğe geç

Evet, gafil insanlar, meydana gelen güzelliklerin arkasında fert veya heyetleri görerek onları alkışlayıp göklere çıkarabilirler. Böyle bir alkış karşısında, kendisinde şöhret hissi ve alkışlanma arzusu bulunan zayıf karakterli insanlar da çok defa şımarıklaşıp küstahlaşabilir. Hakkı olmayan şeyleri kendi hakkıymış gibi görme derekesine sukut edebilir. İnsanın, nail olduğu mazhariyetlerin Cenâb-ı Hak’tan gelen birer lütuf olduğunu unutarak, onlara sahip çıkıp kendinden bilmesi bir düşüştür. Mesela, yaptığı sohbet veya vaazla insanların coşmasını, heyecana gelip hıçkırıklara boğulmasını kendi konuşmalarına bağlayan insan, yaptığı işi kirletmiş demektir. Hâlbuki gönüller Allah’ın elindedir. İnsana söz ve beyan nimetinin verilmesi ise hem bir lütuf hem de bir imtihandır. İnsanın bunlara sahip çıkmaya kalkması, hakkı olmayan şeylere sahip çıkması demektir. Unutmayın ki, şöhret hissi öyle bir beladır ki, ona sahip olan insan takdir edilip alkışlandıkça, Allah’a, Peygamber’e ve Kur’an’a ait şeylere bile sahip çıkmaya kalkar. Rabbim hepimizi böyle bir beladan muhafaza buyursun!

Hâsılı, eğer siz bir kere daha ruhunuzun âbidesini ikâme etmeyi düşünüyorsanız, bunun ne dünyevî imkânlarla ne de değişik güç ve kuvvetlerle halledilemeyeceğini bilmelisiniz. Akif’in ifadesiyle insan hep Allah’a dayanmalı, saye sarılmalı ve hikmete ram olmalıdır. Bu anlayışla siz, Kur’an aklîliğini esas alarak diyalektiğe girmeden hep hakkı konuşmaya, hakkı seslendirmeye çalışırsanız, Allah da size hep doğruyu gördürür, doğruyu konuşturur; neticede sizin için olmazları oldurur ve yürüdüğünüz yolda sizleri muvaffak kılar.

269 Tevbe sûresi, 9/25.

270 Bkz.: Buhârî, şurût 15; Müslim, cihâd 90-92.

271 Bkz.: Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd 4/276; İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 5/137.

272 Bkz.: Tevbe sûresi, 9/118.

323