Bir Kez Daha İlim Ve Araştırma Aşkı
Soru: Bilim ve araştırma sahasında istenen seviyeye ulaşabilmek için bilginin transferi zaruri midir? Kendi temel dinamiklerimiz üzerine kurulu bir bilim anlayışının tesisi adına yapılması gerekenler nelerdir?
Cevap: Bilginin asıl kaynağı Cenâb-ı Hakk’ın âsârıdır. O âsârın kavl-i şârihi, burhân-ı vâzıhı, delil-i sâtıı ise Kur’ân-ı Mûcizu’l-Beyân’dır.94 Kur’ân-ı Kerim’in müfessir ve mübeyyini de Sünnet-i Sahiha’dır. Sahabe-i kiram ve tabiîn-i izâm efendilerimizin anlayışları da Kur’ân’ı anlama mevzuunda bizim için önemli birer mercek konumundadır. Çünkü Kur’ân onların anlayacağı bir dille nazil olmuş, Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) de tenezzülât-ı nebeviyesiyle onların anlayacağı bir dil kullanmıştır. İşte başta Kur’ân-ı Kerim, sonra da Sünnet-i Sahiha ve selef-i salihînin rehberliğinde tekvînî emirlerin doğru okunması, iyi görülmesi ve onlarla dinde vaz’edilen esasların birleşik noktasının ufkuna ulaşılması çok önemlidir. Ne var ki, asırların ihmaline uğramış böyle bir meselede istenen seviye ve hedeflenen ufka bir anda ulaşılmasının mümkün olmadığı da hatırdan çıkarılmamalıdır. İlim ve araştırma aşkı, henüz hicrî beşinci asırda yani yaklaşık dokuz asır evvel bizden bir darbe yemiştir. Bunun yanında bilginin ruhlarda birer ifazası olan Zât-ı Ulûhiyet’e ulaştıracak yüksek mânâlar ve hakâik de tedris âleminden kapı dışarı edilmiştir. Değişik vesilelerle ifade edildiği gibi medrese fünûn-u müsbeteyi kapı dışarı etmekle kalmamış, aynı zamanda İslâm’ın ruhî hayatına karşı da kapılarını kapamış ve sonra da arkasına sürgü vurmuştur.
Zaferlerle Gelen Baş Dönmesi