İçeriğe geç

Cevap: Mekke’nin fethini müteakip Sakîf ve Hevâzin kabileleri, bir kısım çapulcu kabileleri de yanlarına alarak, Müslümanlara saldırmak üzere hazırlığa başlamışlardı. Mükemmel bir devlet başkanı olmanın yanında eşi menendi olmayan bir erkân-ı harp olan Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) henüz derlenip toparlanmadan onları kıskıvrak yakalayıp etkisiz hale getirmek için hemen harekete geçmişti. Böylece hem daha az zayiatla netice elde edilmiş, hem de onların gönülleri çok fazla kırılmamış olacaktı. Nitekim daha sonra o kabilelerden pek çok insan Müslüman olmuştu. Esasında Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu uygulama ve stratejisini, Hudeybiye Antlaşması’yla başlayıp Mekke’nin fethiyle sonuçlanan süreçte de görebilirsiniz. Düşünün ki, göklerin üstünde yüksek bir onur ve izzeti olan Allah Resûlü (aleyhissalâtü vesselâm), Hudeybiye’de izzet ve onur meselesi yapılabilecek ağır anlaşma şartları ileri sürülmüş olmasına rağmen, sulh ve sükun ortamında o insanların gönüllerini kazanma adına teklif edilen bu anlaşma maddelerini kabul etmişti.270 Daha sonra Mekkeliler kendi elleriyle bu antlaşmayı bozmuş, bunun üzerine İnsanlığın İftihar Tablosu da teşkil ettiği ordusuyla Mekke’nin önlerine kadar gelmişti. İşte bu esnada, eğer O isteseydi “kuvvetin hakkı budur” deyip çok rahatlıkla onların tepesine binebilirdi. Fakat Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm hiçbir zaman böyle yapmadı ve yapmayacaktı. Zira kan dökerek, insan öldürerek Mekke’ye girilseydi, bu, oradaki insanların kalblerinde bir yara olacak ve ihtimal içlerinde hep bir ukde olarak kalacaktı.

Huneyn: Çetin Bir İmtihan

318