Eğer bu yapılamazsa, insanlık semasının ayları-güneşleri konumunda bulunan peygamberleri görmemeden alın da sahabe-i kiram efendilerimize; ondan Abdülkadir Geylânî, İmam Rabbânî gibi hak dostlarından Hazreti Sahib Kıran’a ve O’ndan da saf ve samimî Anadolu insanının dünyanın dört bir yanında ektiği tohumları, diktiği filizleri, yeşerttiği sürgünleri, meydana getirdiği ağaçları görmemeye kadar çok değişik mertebede farklı körlükler söz konusu olur. Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerimede: وَمَنْ كَانَ فِي هٰذِهِۤ أَعْمٰى فَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ أَعْمٰى“Kim bu dünyada gerçekleri görmede kör ise, ahirette de kördür.”1 buyurmak suretiyle, dünyada apaçık hakikatleri görmeyen kimselerin ötede de körler gibi muameleye tâbi tutulacağını beyan buyurmuştur. Burada kastedilen maddî gözün kapalı olması değildir. Âyet-i kerimede bir mecaz söz konusudur. Yani âyet-i celîlede mevzuubahs edilen kişiler baktığı hâlde görmeyen insanlardır. Kur’ân-ı Kerim’de mecaz bulunduğunu kabul etmeyen kişiler bile bu âyetteki mecazı kabul etmek durumunda kalmışlardır.
Başka bir âyet-i kerimede ise mânevî körlüğe şu ifadelerle dikkat çekilir: لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌلَا يُبْصِرُونَ بِهَاوَلَهُمْ اٰذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَا“Onların kalbleri vardırama bu kalblerle idrak etmezler, gözleri vardır onlarla görmezler, kulaklarıvardır onlarla işitmezler.”2 Görüldüğü üzere âyet-i kerimede kalbleri olduğu hâlde bu kişilerin fıkıhtan mahrum kaldıkları ifade edilmektedir. Yani bunlar ellerindeki tığlarla sebep-sonuç arasında mekik dokuyarak bir dantelâ meydana getirme kabiliyetinden mahrumdurlar. Evet, bu tâli’sizler düşünce hayatlarının kol ve kanatları kırık bir hâlde ömürlerini geçirir, fikrî bir örgü, analiz ve sentez ortaya koyamamanın fikdanını yaşarlar.
Dipnotlar
- 1 İsrâ sûresi, 17/72.
- 2 A’râf sûresi, 7/179.