İçeriğe geç

Evet, işin mebdeindeki nazarî bilginin, bir nimete basamak olacakken, bir belâ hâlinde bize kement vurması, bizi bağlayıp derdest etmesi ve sonra da bizim bu boş ve kuru formatlarla müteselli olmamız gibi bir tehlike söz konusudur. Şu anki tabloya bakıldığında denilebilir ki, halisane Müslümanlığı yaşayan, duyması gerekli olan şeyleri derinlemesine duyan, aşk u iştiyakla her zaman şahlanan ve fevvareler gibi köpürüp duran insanların yanı başında pek çoğumuz itibarıyla bizler mebdedeki böyle bir nazarînin esiri ve zebunu gibiyiz. İlerlemiş yaşımıza ve duyup ettiğimiz onca nazarî bilgiye rağmen hâlâ değişik şekil ve formatlarla müteselli oluşumuz bunun açık bir göstergesi değil midir? Bakın, Regaib, Beraat, Kadir ve Vilâdet Gecesi gibi kutlu zaman dilimi mübarek vakitler esasen bizi Allah’a yaklaştırıcı ve bizim yeniden dünyaya gelmiş gibi kendimizi duyacağımız birer altın fırsat aralığıdır. Fakat biz çoğu zaman, “Sabadan nağmeler tutturdular, bir uşşak çektiler, hicazdan dem vurdular.” diyerek sadece çok hoş bir gece geçirmiş olmanın tesellisiyle avunuyoruz. Hâlbuki bu kutlu zaman dilimlerinde, Allah’la münasebet ve kulluk adına derinlerden derin bir insan ufkuna ulaşma varken, sırf bunlarla müteselli olma, insanın kendi kendisini aldatmasından başka bir şey olmasa gerek.

210