İçeriğe geç

Siz hadis-i şerifte ifade edilen bu mânâyı kendi döneminiz için de düşünebilirsiniz. Bazı insanların namaz kılmaktan alınları ve dizleri nasır bağlayabilir; fakat esas bilginin özüne ulaşamadıklarından dolayı ifrat ve tefritlerden kurtulamazlar. Hakikaten Allah’a yaklaşmış gibi görünmelerine mukabil onlar çok rahatlıkla, Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) Cennet’le müjdelediği, Hazreti Ebû Bekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali gibi efendilerimize3 kâfir diyebilirler. Bakın nasıl bir çelişki içinde bulunuyorlar. Dinine bağlandığınız Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) on kişiyi Cennet’le müjdeleyecek,4 ancak bazıları kalkıp onlar hakkında insanın tüylerini diken diken edecek isnatta bulunacaklar. İşte bu, dinin ruhu ve özünden habersizlik ve meseleyi bilmemeden kaynaklanan bir cehalettir.

Bundan dolayı, yeniden ikinci bir seferberlik ruhu gönüllerde tutuşturulurken farklı kültür ve anlayışlar içinde değişik deformasyon ve başkalaşmalara maruz kalmamak için mükemmel insan yetiştirmenin yollarını aramalıyız. Bunun için de evvelâ mürşid ve rehber diyebileceğimiz şahısların, dinin temel kaynakları olan Kitap ve Sünnet’e muttali olmaları lâzımdır. Aynı zamanda onlar gittikleri yerdeki muhataplarını kendi karakteristik çizgileri ve ana hatlarıyla bilmelidirler. Bütün bunların yanında belli ölçüde fünun-u müspeteye vâkıf olmalı, yani az buçuk fizik, kimya, riyaziye, antropoloji gibi ilimleri yudumlamalıdırlar. Evet, rehberlik yapacak insan, gittiği yere mükemmel yetişmiş bir fert olarak gitmelidir. İlk gidenler saf, mücerret ve sade imanlarıyla gittiler ve Allah’ın inayetiyle çok hayırlara vesile oldular. Fakat artık bundan sonra dünyanın dört bir yanına açılırken ayrı bir derinlik, ayrı bir enginlik ve ayrı bir donanıma ihtiyaç vardır.

Müzakereli Okumanın Vaat Ettikleri

129