İçeriğe geç

Ayrıca bilinmesi gerekir ki, arıza ve eksikliklerinin sorgulanmasına müsaade etmeyen, sorgulanmayı asla kabul etmeyen, Türkçemizdeki enfes tabirle burnundan kıl aldırtmayan bir insan bir yönüyle hasta demektir. Özellikle kast sisteminin hâkim olduğu yerlerdeki bazı insanlar o türlü sorgulamalara hiç alışık ve açık değillerdir. Kendilerine yöneltilen en küçük bir tenkide bile tahammül edemez ve bundan dolayı kavga çıkarırlar. Hatta umuma söylenen hata ve kusurları bile tepkiyle karşılarlar. Bundan dolayı ikaz ve irşadda bulunan kişinin mevcut bu hâlet-i ruhiyeyi göz önünde bulundurması ve adımlarını ona göre atması gerekir. Evet, bugün yüzüne karşı kusuru söylendiğinde, Hazreti Pîr’in yaklaşımıyla “Koynumdaki akrebi haber verene rahmet.”10 deyip bundan memnun olacak insan sayısı pek azdır. Çünkü evvelâ insanımızı böyle bir seviyeye çıkaracak, kemale erdirecek yuvamız yok ve sokak da onu verecek durumda değil. Mektep o duygu ve düşüncenin dışında çok farklı müfredat programlarıyla dolu. Mâbed, namaz kıldığımız, vaaz u nasihat dinlediğimiz ve böylece Allah’a yaklaştığımız/yaklaşacağımız güzel bir mekân olsa da, ülfet ve ünsiyete yenik düşmüş hâlimizle, onun mesajları da bize bayatlamış ve partallaşmış bir şekilde aksediyor. Evet, mâbedde dahi gönüllerde heyecan uyaracak yeni bir şey söylenmemektedir. Orada dahi ciddî bir aşk-ı nebevî ve aşkullah nümayan değildir. Şimdi bütün bu müesseselerin hepsinde bir boşluk yaşanıyorsa, bu durum; hazımsızlık, kusurunu görmeme ve yanlışı söylendiğinde hemen ona tepki verme gibi çok derin ve farklı boşluklar şeklinde topluma aksetmektedir. Dolayısıyla toplumun tepeden tırnağa çok ciddî bir rehabilitasyona ihtiyacı olduğunu kabul etmemiz gerekir. Zira görülüyor ki, aslında hepimizde, kusurumuz söylendiği zaman, şöyle veya böyle hemen bir tepki kendini göstermektedir. Bu açıdan ikaz ve irşad mevzuunda, toplumun genel durumu hesaba katılarak çok hassas hareket edilmelidir.

19