İçeriğe geç

Böyle bir duygu henüz yolun başlangıcında bulunanlar için bir emniyet atkısı olduğu gibi, otağını vuslat ufkuna kurmuş üns billâh kahramanları için de laubalilik ve değişik türden şathiyyâta karşı güçlü bir tenbih ve sinyal dinamosudur. Mübtedîler, ancak bu duygu eşliğinde en tehlikeli yolları hiçbir şeye takılmadan, en az zahmetle katedebilir. Müntehîler de ulaştıkları zirvede konumlarının ve mazhariyetlerinin hakkını eda ederek vuslatı firkate, ünsü de yeni bir vahşete çevirme durumuna düşmekten kurtulurlar.

Kim olursa olsun, bir kimse, ruhuna hudû ve huşû hissini duyurabildiği ölçüde ne başkalarının kasâvetli korkularıyla sarsılır ne de herhangi bir endişe ile şuna-buna serfurû etme zorunda kalır. Zaten Cenâb-ı Hak da, evvelen ve bizzat Kendisini sevmemizi emrettiği gibi, korku hissimizi de Zât’ına karşı havf u haşyete çevirmemizi istemektedir. فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ“Onlardan korkmayın, sadece Benden korkun.”7 ferman-ı sübhanîsi bu konuda gayet açık ve nettir.

Lücce sahibi, kendi üslûbuyla bu hususa farklı bir ses katma sadedinde:

بَاشْ دَرْدِينْ أَزْ تَرْس زِقَهْرِ حَقْ كِه يَا
كَرْدَه مُحْكَمْ دَرْ زَمِينْ عَرْعَرْ زِبِيمِ صَرْصَرَاسْتْ

“Eğer Cenâb-ı Hakk’ın kahrından korkuyorsan dinde sâbitkadem ol, ağaçlar şiddetli rüzgârların korkusuyla köklerini bulundukları yerde daha bir sağlamlaştırırlar.” der ki, bu da oldukça latîftir.

Kimileri hiçbir şey bilmez ve yürüdüğü yolun kendini nereye götürdüğünün farkında da değildir; yer-içer, yan gelir kulağı üzerine yatar; sonra da yaşadığı çizgide bir ölüm çukuruna –bu onun kanaatine göre bir üslûp– yuvarlanır gider.

34