Himmeti öne çıkaran sofîlere göre; peygamberlerde asliyet planında, Hak dostlarında da zılliyet çerçevesinde, kalbler ve ruhlar üzerinde müessir olarak onları Hakk’a tevcihte muvaffak sihirli bir güç varsa o da himmettir. Himmetle, açılmaz gibi görünen kapılar birdenbire açılıverir; hiç umulmadık şekilde en paslı kilitlerin pası çözülür ve her yanda fevkalâdeden inayet esintileri duyulmaya başlar. Aslında, هَمَّ kökünden gelen bu kelime, aynı zamanda Allah yolunda ve tabiî O’nun rızası istikametinde, O’nun ikamesini istediği hususların ikamesini dert edinme, oturup kalkıp hep o dertle soluklanma, onunla gülme, onunla ağlama, sürekli o humma ile ocaklar gibi yanma, yanarken de gam izhar etmeme; yüce mefkûre ve gaye-i hayalleri adına ızdırabı seçip rahatı itme… gibi yüksek ruhların özelliklerini işaretlemektedir ki, Allah nezdinde meleklerle atbaşı olan ve kendi türlerinin medâr-ı şerefi sayılan kimseler de işte bunlardır; bunlardır bayağı şeylerden bütün bütün uzaklaşarak nezd-i Hak’ta değerler hanesine oturanlar; bunlardır meâlîye müştak uzun soluklu yüce himmetler. Takılıp yollarda kalan, düz yolda bile tereddüt ve şaşkınlık yaşayan mutavassıt himmetler ve yiyip içip kulağının üzerine yatan mefkûresiz dûnhimmetler karşısında gerçek himmet kahramanı bu insanların, dünyada olmasa da ötede enbiyâ ve sıddîkînle aynı atmosferi paylaşacakları kat’îdir. Zîrâ bir cehd ü gayretin kıymeti, netice ve semeresinden daha ziyade himmet yüceliğiyle mebsûten mütenasiptir. Zaten, “Himmet yüceliği imandandır; bir insanın kıymeti, himmeti nispetindedir.” buyurularak ehl-i himmete sürekli mukarrabîn ufku gösterilmiş ve vücûd-u enver mülâhazasıyla saniyelere senelerin sıkıştırılması salıklanmıştır. Lücce sahibi bu mülâhazayı ifade sadedinde şunları söyler:
İçeriğe geç
گَرْ عُرُوجُ نَفْسْ خَواهِي بَالِ هِمَّتْ بَرْ گُشَا
گانْچِه دَرْ پَرْوَازْ دَارَدْ اِعْتِبَار اَوَّلْ پَرَسْتْ
238