Daha sonraki âlimlerden (halef) bazıları ise saf zihinlerin sağa-sola çekilmemesi ve efkârın bulandırılmaması için Kitap ve Sünnet’in temel disiplinlerine sadık kalarak dil kuralları çerçevesinde bir kısım mâkul yorumlara –yukarıda geçtiği şekilde– gitmede beis görmemişlerdir: “Nüzûl”ü, Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinin inmesi; “ityân”ı, O’nun kahr u gazabının gelmesi; “mecî”i, hususî emirlerinin zuhuru; “istivâ”ı, hâkimiyetini göstermesi; “yed”i, nimeti, kudreti ve mâlikiyeti; يُهَرْوِلُ ’yu ve يَتَقَرَّبُ بَاعًا ’ı, serîan iltifat ve teveccühte bulunması; يُحِبُّ ’yu, sevme muamelesi göstermesi… şeklinde tevil etmişlerdir.
Bu konuda bazı itirazlar söz konusu olmadığı ve mutlaka cevap verme mecburiyetinde kalınmadığı sürece selef-i sâlihînin yolu hem selâmetli hem de saygı edalıdır. Mücbir sebepler karşısında halef-i kirâmın mesleği de başvurulabilecek kaynaklardandır.