Bu cümleden olarak, Ebû İshak ez-Zeccac’ın “Tefsiru’l-Esmâi’l-Hüsnâ”sını, el-Halîmî’nin “el-Minhac fî Şuabi’l-İman”ını, Abdülkahir el-Bağdadî’nin “el-Esmâ ve’s-Sıfât”ını, Gazzâlî’nin “el-Maksadü’l-Esnâ fî Şerh-i Esmâillâhi’l-Hüsnâ”sını, Ebû Bekir İbnü’l-Arabî’nin “el-Emedü’l-Aksâ”sını, Fahreddin Râzî’nin “Levâmiü’l-Beyyinât”ını, Kurtubî’nin “el-Kitabu’l-Esnâ fî Şerh-i Esmâillâhi’l-Hüsnâ”sını; Hâmid Ahmed Tahir, Eymen Abdürrezzak ve Yusuf Ali’nin İbn Kayyim el-Cevziyye, İmam Kurtubî, Allâme es-Sa’dî, İbn Kesîr ve Beyhakî’den derledikleri “el-Câmi’ li Esmâillâhi’l-Hüsnâ”sını, Muhyiddin İbn Arabî’nin “Keşfü’l-Ma’nâ an Sirr-i Esmâillâhi’l-Hüsnâ”sını, Abdülkadir Geylânî’nin manzum “Esmâullahi’l-Hüsnâ”sını, Ahmed b. Ahmed Zerrûk’un “el-Maksadü’l-Esmâ fî Şerh-i Esmâillâhi’l-Hüsnâ”sını, Ebû’l-Kasım el-Kuşeyrî’nin “Şerhu Esmâillâhi’l-Hüsnâ”sını, Muhammed İbrahim Efendi’nin Türkçe “Şerhü Esmâi’l-Hüsnâ”sını, önemli farklı yaklaşım ve fâikiyetiyle Suat Yıldırım Hoca’nın “Kur’an’da Ulûhiyet” kitabını, takdir ve Cenâb-ı Hakk’ın rızasına mazhariyetleri dileğiyle sayabiliriz.
Esmâ-i hüsnâ, en güzel ve en âlî isimler mânâsına Zât-ı Ulûhiyet’in esmâ-i sübhaniyesi demektir. Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha’da ilâhî isimler hep bu unvan-ı mübeccelle yâd edilegelmiştir. Yerinde görüleceği üzere bu mukaddes isimlerden “Allah” lafzı ism-i Zât, diğerleri ise birer ism-i sıfattırlar. Lafz-ı celâle olan Allah ism-i şerifi değişik delâlet çeşitleriyle bütün ilâhî isimleri câmi Hazreti Zât’ın unvan-ı mübeccelidir ve onun ifade ettiği mânâyı başka bir kelime ile ifade etmek de mümkün değildir.
Esmâ-i hüsnâdan, Kuddûs, Selâm, Ehad, Vâhid… gibi bazı isimler –ileride açılabilir– selbî sıfatlar mahiyetinde Zât-ı Hakk’ın kudsiyet ve nezahetini; Hayy, Alîm, Semî’, Basîr, Mürîd, Kadîr, Mütekellim… türünden esmâ-i mübeccele O’nun sübûtî sıfatlarının açılımını; Hâlık, Mübdi’, Muhyî, Mümît, Rezzâk, Vehhâb, Gaffâr, Settâr, Bârî’, Musavvir… nev’inden esmâ-i münezzehe ise tekvîn sıfatının değişik dalga boyundaki tecellîlerini işaretlemektedirler.