mısralarıyla bunu ifade eder. Makam-ı cem’de kalıp ikinci farkı idrak edemeyenler, peygamberlik esprisini tam kavrayamamış sayılırlar. Urûc bir terakki, nüzûl ise onun kemalidir. Birincisindeki ferdî haz ve mir’âtiyete karşılık, “fark ba’de’l-cem” unvanıyla ikincisinde ulü’l-azmâne bir tavır, mâşerî bir haz ve câmi bir mir’âtiyet söz konusudur ki, bunda her zaman halktan Hakk’a varılır ve her şeyde bittecellî Hak görülür, çoklukta birliği duymak, birlikten çokluğa bakmak bu pâyeye ait bir mevhibedir.
Ayrıca, bu mülâhaza içinde bir de “fark-ı cem” meselesi söz konusudur ki, o da; zevk ve hâl ehli için, tecellî itibarıyla Hazreti Vâhid’in değişik aynalarda farklı televvünlerinden ibarettir ve değişik aynalarda Hazreti Vâhid’in farklı farklı müşâhede edilmesinin bir unvanıdır. Bu mertebelere gelince, onlar da Hazreti Ehad’in şe’nlerinin –aynaların kabiliyetlerine göre– birer zuhurudur. Zuhur mahalleri itibarıyla bu şe’nler tamamen itibarîdirler ve Hazreti Vâhid’in o itibarlara teveccühü anında ortaya çıkarlar.