İçeriğe geç

alâkalı içinde beliren ne kadar mülahaza varsa bunların hepsine karşı ciddi bir isyan düşüncesiyle karşı koymalıdır. Nefsinin “Ben dedim, ben yaptım, ben başardım…” şeklindeki hırıltılarına karşı kendini “Hayır!” demeye alıştırmalıdır. Bütün “ben”lerin başına bir balyoz indirmeli ve her şeyi Allah’a vermelidir. Dolaylı yollarla, ima ve işaretlerle bile olsa, kendisine ait başarıları gündeme getiren ne kadar laf-ı güzaf varsa şu veya bu şekilde bunların hepsinin hakkından gelmesini bilmelidir.

Nefisle Mücadele

Bir insan, tezkiye-i nefs edememiş (nefsini manevî kirlerden arındıramamış), hakiki tevhide ulaşamamış ve gerçekten Allah’a teslim olmamışsa kendisiyle ilgili mülahazaların nefsin ve şeytanın telkinleri olabileceğini göz ardı etmemelidir. Dolayısıyla da hayvaniyetten çıkacağı, cismaniyeti bırakacağı âna kadar olup biten her şeye “sevk-i ilahî” deyip nefsinin hırıltılarını iradesiyle bastırmaya çalışmalıdır.Biz inanıyoruz ki bütün güzellikler Allah’tandır. Piyanonun tuşlarına dokunan biz olsak da piyanoya ses çıkarma kabiliyetini, bize de hareket kabiliyetini veren, bizi oraya yönlendiren ve sesi çıkaran Hazreti Müsebbibü’l-Esbâb’dır. Ne var ki bir kişinin işin başında bütün bunları anlaması, hissetmesi, duyması kolay olmayabilir. Bu itibarla insanın böyle bir şuura ulaşacağı âna kadar iradesini zorlaması ve her meseleyi Allah’a bağlaması çok önemlidir. Temrin yapa yapa her meseleyi Allah’la irtibatlandırmayı bir alışkanlık, bir tabiat hâline getirirse, bırakın kendisinin yapmasından, bir başkasının meseleleri ona bağlamasından bile tiksinti duyacaktır.Bütün bunları aşabilme, nefsin bu tür oyun ve hilelerinin üstesinden gelebilme ise marifetullaha, Allah’la münasebetteki derinliğe bağlıdır. Zira böyle bir derinliğe ulaşan insan, fiiller âleminde cereyan eden bütün işleri esmâ-i ilahiyenin tezahürlerinden ibaret görecektir. Bu konuda daha da ileri giden biri, “Bü-

94