İçeriğe geç

yazmasıyla, idare kabiliyetiyle vs. izah etmek mümkün değil. Bizleri böyle bir yola sevk eden, bizlere bir makro plan içinde sorumluluklar yükleyen ve bizleri birer figüran olarak kullanan, Allah’tı. Öyle ekstradan lütuflara mazhar olduk, başımızı aşkın öyle nimetlere nail olduk ki bunları sahiplenmek mümkün değil. Birinin bütün bunları kendi güç ve kuvvetiyle yaptığını iddia etmesi, “Everest tepesini devirdim.” demesi kadar büyük ve abes bir iddia olur. Yapılan hizmetlere kenarından köşesinden az sahip çıkan bir insanın, kalkıp büyük iddialarda bulunması Allah’a karşı saygısızlıktır. Bugüne kadar yapılan hizmetleri değerlendirirken çok dikkatli, çok hakkaniyetli olmalıyız.

Verdikleri, Vereceklerinin Teminatıdır

Cenab-ı Hak, bundan sonra neler nasip edecek bilemiyoruz. Fakat bildiğimiz bir şey var; bugüne kadar verdikleri, bundan sonra vereceklerinin en büyük teminatıdır. Allah’a güvenimizin ve itimadımızın gereği olarak O’nun, küçük kıpırdanışları bile karşılıksız bırakmayacağına inanıyor ve geleceğe hep ümitle bakıyoruz. Yeter ki biz sözümüzden caymayalım, vefadan ve sadakatten ayrılmayalım, ihlas ve samimiyetimizi kaybetmeyelim, yaş ve kıdemin altında kalmayalım, makam ve mansıba takılmayalım. Dahası, bunca lütuf ve nimeti kendimizden bilerek kesintiye uğratmayalım. Sadece hizmeti düşünelim. Yaptığımız hizmetlerin bize nasıl geri döneceğini düşünmeden iyilik yapıp denize atalım. Nasıl olsa Hak Teâlâ yapılan her şeye vâkıf ve nigehban değil mi! Şayet O, teyit ve yardımını; hasbîliğe, mahviyete, tevazuya, insanın kendisini sıradan biri olarak görmesine bağlamışsa bize düşen vazife de bu kıvamı elde etmek ve korumaktır.Biz bu kıvamımızı koruyabilirsek kim bilir belki de bundan sonra dünya çapında öyle büyük inkişaflar yaşanır, Cenab-ı Hak mevsimi gelince fedakâr ruhlara öyle işler yaptırır ki ortaya çıkan güzellikler karşısında, Fetih Sûresi’nin sonunda da ifade edildiği

91