Fıkıh Mirasımızın Zenginliği
Hususiyle Hanefî fıkhı, bir hukuk sistemi olarak çok zengin ve engin bir yapıya sahiptir. Bunda Hanefî mezhebinin kuruluş dönemi itibarıyla bir devlet bünyesinde inkişaf etmiş olmasının önemi büyüktür. Zira bilindiği üzere Hanefîlik, devletten bağımsız sivil bir hareket olarak ortaya çıkmış, daha sonra Abbasi devletinin resmi mezhebi kabul edilmiştir. Hatta İmam Ebû Hanife’nin önde gelen talebesi İmam Ebû Yusuf da kâdı’l-kudatlık (şeyhülislam, başkadı) yapmıştır. Bu açıdan Hanefî hukukçuları, devlet yönetiminden sosyal hayatta karşılaşılan en küçük meselelere kadar birçok konuda Kur’ân ve Sünnet’ten hareketle fıkhî çözümler üretebilmişlerdir.
Hanefî fakihleri, yaşadıkları dönemde ortaya çıkan hukukî olaylara çözümler üretmekle yetinmemiş, ortaya çıkması muhtemel bir kısım hâdiseler hakkında da beyin fırtınaları yapmış, içtihatlar ortaya koymuşlardır. Engin düşünceli bu insanlar, bir konuyla alâkalı belki elli tür ihtimali birden nazar-ı itibara almış, “Şöyle olursa ne olur?”, “Böyle olursa ne olur?” diyerek fikir yürütmüş ve kendilerinden sonrakilere zengin bir fıkıh mirası bırakmışlardır. Farklı meselelerle ilgili o kadar fazla içtihat ve istinbatta bulunmuşlardır ki günümüzde konunun uzmanlarının bile onların ortaya koyduğu fıkhî mirası kolay kolay ihata etmesi mümkün değildir.Onların bu ceht ve gayretlerine hayran olmamak elde değil. Uzun yıllardır gerek tek başıma gerekse arkadaşlarla birlikte ders halkasında onlardan bize intikal eden fıkıh mirasını mütalaa ediyorum ve her geçen gün onlara duyduğum hayranlık artıyor. Ne var ki bu mirasın yeterince kıymetini bilemedik ve onu da kaldırıp bir kenara attık!
Fıkhın Tenkihi
Fıkıh kitapları, hem konuyla ilgili çok geniş bir literatüre hem de modern hukuk sistematiğinden farklı olarak kendine mahsus