Allah (celle celâluhû) cebrî hicretle size öyle bir yol açtı, sizi bir tohum gibi dünyanın dört bir yanına öyle bir saçtı ki, inşallah bu tohumlar yakın bir gelecekte meyve verecektir. Yurt dışına açılan öğretmenler, esnaflar, farklı meslek gruplarına mensup adanmış gönüller, Allah’ın izni ve inayetiyle, kısa zamanda gittikleri yerlere entegre olacak. Bir kısmı oralarda yatırımlar yapacak, yapılan hizmetlerin finansörlüğünü üstlenecek. Diğer bir kısmı ise yeni yeni hizmet alanları açacak, hizmetlerini dünyanın her yanına taşıyacaktır. Bundan hiç şüpheniz olmasın, bu konuda vaad-i ilahî vardır. Cenab-ı Hak, farklı âyet-i kerimelerde hicrete terettüp edecek dünyevî-uhrevî mükafatlar üzerinde durmuş, müminleri hicrete sevk ve teşvik etmiştir.
Mesela bir âyet-i kerimede şöyle buyrulur: وَ مَنْ يُهَاجِ رْ ف۪ى“ سَ ب۪يلِ اهللِ يَجِ دْ فِى ااْلْ َرْضِ مُرَاغَماً كَث۪يراً وَ سَ عَةًKim Allah yolunda hicret ederse dünyada gidecek çok yer, genişlik ve bolluk bulur.”133 Âyet âdeta bizlere şöyle diyor: Hicret ederseniz, gittiğiniz yerlerde ne imkânlar ne imkânlar bulursunuz. Nice genişliklere, nice bol imkânlara kavuşursunuz. Demek ki Cenab-ı Hak, semavî tohumları bütün bir yeryüzü sathına saçmak ve böylece onların başağa yürümesini, ağaç hâline gelmesini, meyve vermesini sağlamak için dünyaya saçılıp göç eden insanları gittikleri yerlerde başıboş bırakmayacak, onları hiç ummadıkları yerlerden rızıklandıracak, ilahî ikramlarıyla sevindirecektir.Rabbimiz bizleri cebrî olarak âfâk-ı âleme dağıtmışsa bundan bir muradı vardır. Bize düşen, bunun hikmetlerini anlamaya çalışmak ve hicretimizin hakkını vermektir. Açacağımız farklı müesseselerle, yapacağımız faaliyet ve aktivitelerle yeni insanlara ulaşmak, onların sinesine ruhumuzun ilhamlarını boşaltmaktır. Gittiğimiz yerlerde ruh ve mânâ bayrağımızı dalgalandırmaktır. Ruh-u revan-ı Muhammedî’nin oralarda şehbal açmasını sağlamaktır. Bir dünya toplumu hâline gelmektir. Bir yönüyle dünye-