bir bucağında açtığınız eğitim müesseseleriyle neden cehalete karşı savaş açtınız? Neden Türkçe olimpiyatları yaparak bütün ülkenin ilgisini üzerinize çektiniz? Neden, neden… Kısaca neden bizim yapmadığımız şeyleri yaparak bizdeki haset duygusunu tetiklediniz ve bizleri hainliğe sevk ettiniz? Ne güzel gül gibi geçinip gidiyorduk. Oysaki sizin yaptığınız şeyler, bizim yaptıklarımızı gölgede bıraktı ve biz onların altında ezildik. Bu yüzden bunu bir onur meselesi yaptık. Bize yaptığınız bu “kötülüğün” karşılığı olarak da size aman vermeyecek, cadı avıyla hepinizi tek tek ezeceğiz…Evet, duyguları düşünceleri bu oldu ve neticede burs vermeyi, kurban toplamayı, muhtaçlara yardım eli uzatmayı “suç” sayarak büyük bir cadı avı başlattılar. Yüzlerce, binlerce Hizmet müessesesini kapattılar. Hizmet’le şöyle böyle alâkası olan insanları mercek altına aldılar, fişlediler, sonrasında da yok etmek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Ülke insanına en büyük hizmetleri yapmış olan bu müesseselerin kapısına kilit vurdular. Binlerce masum insanı hapislere doldurdular, temel vatandaşlık haklarından mahrum bıraktılar. Onların itibarlarıyla oynadılar. Allah da hizmet insanlarına cebrî hicret yolunu açtı ve onları bir tohum gibi dünyanın dört bir yanına dağıttı.
Cebrî Hicret
Allah yolunda yapılan hayırlı faaliyetleri engellemeye çalışanların yaptıkları şeylerin büyük bir zulüm ve fesat olduğunda şüphe yok. Fakat meselenin bir de kadere bakan yönü var. Burada kendimizi muhasebeye çekerek şöyle diyebiliriz: İhtimal ki bizler ihtiyarî hicreti iyi değerlendiremedik veya açılımın tam hakkını veremedik ki Allah, bir kere de zalimlerin eliyle bizleri hicret etmeye mecbur bıraktı ve âdeta şöyle dedi: “Ben sizi, kendi ülkenizde bir kısım zalimleri başınıza musallat etmek suretiyle cebrî olarak hicrete zorlayacağım.” Evet, öncekine ihtiyarî hicret dememize mukabil buna da cebrî hicret diyebiliriz.