4. Dünya milletlerinin yüzlerce yıldır kabul edip baş tacı yaptığı bir veya bir kaç kitabı “Eksiltmeler ve ilâveler var; ayrıca, çeşitli yanlışlıklarla da malul.” diyerek tenkit etmek istiyorsanız, böylesine önemli ve zor bir iş kesin delillere dayandırılamazsa, tenkit edilen değil tenkit eden yara alır ve gözden düşer. Onun için böyle bir tenkit gelişigüzel yapılamaz. Gerçek bu iken, okuma-yazması olmayan Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem), hem kendi zamanındaki hem de gelecekteki ilim adamları ve ilmî mahfiller karşısında, Tevrat ve İncil gibi, hem de ilâhî kaynaklı mukaddes kitapları tenkit edip, doğrularını tasdik, yanlışlarını ve muharref yanlarını tashih etmesi, O’nun nebi olmasından başka neyle izah edilebilir?
5. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) getirip, hem de cihana meydan okuyarak tebliğ ettiği Kur’ân’da anlatılan Âd, Semûd ve İrem kavimlerini, içinde yaşadığımız şu asrın ortalarına kadar tarihçiler inkâr ediyor ve böyle kavimler var olmamıştır iddiasında bulunuyorlardı. Ne zaman ki Batlamyus Tarihi bulundu; kendilerince Kur’ân’ı yalanlama cüretine kalkışan o tarihçilerin ağızları açık kaldı ama ne yazık ki, kibir ve gururlarından kalbleri ebedî hakikate bir türlü açılamadı.