İçeriğe geç

Hem, kendi devrinde Hıristiyan ve Yahudi âlimlerinden yüzlercesi, O’na Tevrat ve İncil’de anlatılan hususlardan nice sorular sormuşlar ve hep doğru ve muknî cevaplar almışlardır. Bazen aralarındaki ihtilaflı noktaları şerh ve izah ederek, onlara en doğru şekilde malumat vermiştir.

Hem, O Zât (sallallâhu aleyhi ve sellem), ne kendisine sorulan sorulara cevap verirken duraklayıp düşünüyor, ne de böylesi konuşmalar için bir hazırlık yapıyordu. Böyleyken, geçmiş peygamberlerin hayatını ve ümmetlerine ait kıssaları; onların konuşma tarzlarına, içlerinde besledikleri duygu, his ve psikolojik durumlarına varıncaya kadar teferruatıyla anlatıyordu. Ayrıca, anlattıklarını tarihî hikâyeler ve tarihte kalmış hâdiseler olarak değil, Hz. Âdem’de (aleyhisselâm) tecellî eden temel insanî fıtrat ve karakter kıyamete kadar değişmeyeceği için, peygamberlerin ve ümmetlerinin yaşadıkları hayatı ve başlarından geçenleri içtimaî, insanî ve tarihî birer düstur, birer kanun ve kıyamete kadar tekerrürle yaşanacak birer hakikat ve ibret sahneleri olarak takdim ediyordu. Bu basit bir takdim de değildi. Aynı zamanda fevkalâde bir mânâ zenginliği, eşsiz bir belâgat ve fesahat, görülmemiş bir üslûp inceliği, beyan selâseti ve edebî güzellik de taşıyordu.

O’nun geçmiş ümmetlere ait verdiği haber ve malumatın hiçbiri, on dört asırdır yapılan ilmî araştırmalar ve arkeolojik kazılarla yalanlanamamış, hatta tam tersine her geçen gün yeni yeni buluşlar ve gelişmelerle doğrulanmıştır.

Evet, kendisinden asırlar öncesini asırlar sonrasına, tam bir doğruluk ve mükemmel bir üslûpla nakleden bu ümmî Zât’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) önünde bir kere daha “Enneke Resûlullah” diye eğilmekten kendimizi alamıyoruz.

38