İçeriğe geç

Sizi öz yurdunuzdan çıkmaya mecbur etseler… Acaba ne yaparsınız? Dayanıp, sabır ve tahammül gösterebilir misiniz? En ufak bir tereddüte düşmeden yolunuza devam edebilir misiniz? Af ve müsamaha ile karşılık verip, muhabbet, şefkat ve merhametinizi sürdürebilir misiniz? “Yâ Rab, bilmiyorlar, onları afv ve hidayet et.” diye duada bulunabilir misiniz? Hatta gökleri ve Cennet’i seyran edip, en büyük nimetleri tattıktan sonra yine onların arasına dönebilir misiniz?

Evet, her türlü hakaret ve işkencelere karşı hiç sarsılmayan ve hiç eksilmeyen o merhamet, muhabbet, şefkat ve müsamahasıyla en vahşi insanları örnek insanlar hâline getiren O Zât’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) peygamberliğini kabul etmemek bin defa körlük ve sağırlıktır.

11. Sahabenin hayatını incelediğinizde, O Zât (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve getirdiği dinin uğrunda nasıl ölüm aradıklarını, muharebe meydanlarında nasıl ölümü gülerek karşıladıklarını ve dünya hayatını nasıl istihkar ettiklerini görür ve 80’lik ihtiyarından çocuğuna, erkeğinden kadınına şehit olma yolunda nasıl yarıştıklarını müşâhede edersiniz. Ölümü bu ölçüde sevdirecek, arattıracak ve peşinden bir mecnun gibi koşturacak bir meselede sahtelik düşünmek, ancak doğruluğun ne demek olduğunu bilmemek demektir.

12. Bir düşünceyi sürükleyip götürmede, onu omuzlayacak elemanları yetiştirmek elbette çok mühimdir. Ancak en az onun kadar mühim olan bir başka mesele de, bu elemanların her türlü sıkıntı, bela, ızdırap ve çilenin sel olup üzerlerine geldiği bir zamanda sabır, sebat ve tahammülle yerlerinde kalmalarını temin edebilmektir. Tarih, bu gibi durumlarda meydana gelen nice çözülme ve dağılmadan bahseder. Hâlbuki aynı tarih, sahabenin sadece sabır ve sebatlarını kaydetmektedir.

28