İçeriğe geç

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), hayat-ı seniyyelerinde –O’na bir mânâda ölmüş diyemiyoruz– son nefeslerine kadar daima bu vesilelik vazifesini eda etmişlerdir. Allah (celle celâluhu), Habibini “En yakın akrabalarını inzâr et!”18; “Hatırlat, öğüt ver!”;19“Sana emredileni (başlarını çatlatırcasına) açıkça anlat!”20fermanlarıyla imana davet adına harekete geçirmiştir ki, onun bütün eza ve cefalara, eziyet, işkence ve hakaretlere katlanması; dünya adına cezbedici bütün teklifleri reddederek, vazifesine –yine Kur’ân’ın beyanı içinde– neredeyse intihar edecek ve kendisini mahvedecek derecede21 hırs, istek ve arzuyla koşup durması; gezip seyran eylediği Cennetleri bile ümmetinin kurtuluşu ve onları da alıp oraya götürmek için bırakıp, kavminin arasına dönmesi, evet bütün bunlar, onun dava düşüncesi adına ne baş döndürücü fedakârlık örnekleridir..!

Mübarek ayaklarına taşların atılması ve bütün vücudunun kan-revan içinde bırakılması pahasına Taif’e gidip Hakk’a tercüman olması,22 kendisine her türlü kötülüğü yapan insanları, bilhassa Mekke fethinde “Gidiniz, serbestsiniz!”23 diye affetmesi ve ashab-ı kiramına, kılıçların kınından çekilip, başların vücutlardan ayrılacağı dakikalarda, önce düşmana “iman ve İslâm” davetinde bulunulmasını tavsiye etmesi;24 ayrıca, “Ey Ali, senin elinle bir kişinin hidayete ermesi, yeryüzünde bulunan ve güneşin üzerine doğduğu her şeyden, –başka bir rivayette– vadi dolusu koyun ve develerden daha hayırlıdır.”25 irşadı ve emsali daha başka pek çok hâdiseler ve hadis-i şerifler, hidayete vesileliğin ne derece ehemmiyetli olduğunu göstermektedir.

275