İçeriğe geç

İnsan, nefis ve şeytan gibi hasımlarına karşı sürekli uyarılmaya ve dikkati çekilmeye muhtaçtır. İşte belâ ve musibetler, insan için bu vazifeyi görür, onu günahlara karşı ikaz eder ve korurlar. Başkasının tarlasına girmeye yeltenen koyuna şefkatli çobanın attığı ikaz taşları neyse, mü’min için belâ ve musibetler de odur. Cebi dolu ve sıhhatli insanın günaha girmesi daha kolaydır. Hâlbuki mahrumiyet ve hastalıklar, onu böyle bir düşüşe karşı muhafaza eder. Ayrıca, hasta bir musibetzedenin, aczini anlayıp gurur ve kibir hastalığından kurtulmasına sebep olabilen hastalık ve musibetler de, onun için tiryak ve ilaç hükmündedir. Hatta öyle günahlar vardır ki, onlara ancak musibetler kefaret olabilir. Evet, nice belâ ve musibetler vardır ki, rüzgârın ağaç yapraklarını döktüğü gibi günahları döker ve insanı tertemiz hâle getirir. Zaten, pâk olan Cennet’e de ancak böyle paklananlar girecektir.

Meseleyi biraz daha hususî veçhesiyle ele alacak olursak, bir fikrin temsilcilerinin yetişmesinde başa gelen belâ ve musibetlerin rolü çok büyük ve büyüklüğü nispetinde de mühimdir. Allah, yüce bir hakikati omuzlayacak hasbî ve diğergâm ruhlarla ham ve menfaatperestleri tefrik edip ayırmak hikmetine binaen çeşitli imtihanlarla Hakk’a adanmış ruhları sarsar, eler, elekten geçirir, ta ki saf ve temiz olanlar diğerlerinden ayrılsın. Ve daha yolun yarısında dökülecek zayıf karakterler, işin başında dökülsün ki, sağlam bir karakter gerektiren çok kritik anlarda millet bozgun yaşamasın!…

50