Hastalıklara, belâ ve musibetlere sabır ve tahammül, ibadetin menfî kısmından sayılır. Evet, bunlarla da insan sevap kazanır; sonra bunlarda riya korkusu da olmaz. Çünkü hiç kimse, gösteriş için hasta olmaz.
Belâ ve musibetler, kişinin derecesini de artırır. Dağlarda yükseklere çıkıldıkça oksijen azlığından dolayı insanın göğsünde sıkışma olur; kar, fırtına ve boralar en fazla yüksek dağların zirvesinde bulunur… Bu yüzdendir ki, en şiddetli belâlara daha çok nebiler, veliler gibi kametleri bâlâ kimseler mâruz kalmış ve yüceliklere açık kimseler de bu yolla zirveleşmişlerdir.
Belâ ve musibetler, insanlara nimetlerin kadrini öğretir ve şükür yolunu açar. Açlık, ekmeği katmer eder; iftar vakti bir bardak su ne kadar tatlıdır. Hasta, sıhhatin kıymetini daha iyi idrak edip şükrettiği gibi, uzuvlarından biri eksik olan da, diğer uzuvlarının değerini anlamada başkalarından daha fazla mesafe kat’eder.