İçeriğe geç

İşte bütün bu duyuş, görüş ve hissedişlerle insan, gaybûbet (uzakta ve üçüncü şahıs olma) makamından kurtulmak için çırpınıp durur. Ve derken kalb ve vicdanında Cenâb-ı Hakk’a karşı “Sen” diyebileceği bir “Sen” hissi belirir. Ve bu his belirir belirmez, o, kendini Mevlâ’nın huzurunda hisseder. Diğer bir tabirle, kendini Evvel, Âhir, Zâhir, Bâtın isimlerinin halitası önünde görür. Ve bütün samimiyet ve içtenlikle: إِيَّاكَ نَعْبُدُ“Yalnız Sana kulluk yaparız.” der ve Allah’a “Sen” diyebileceği makama erer.

Sultanın huzuruna çıkılırken hediye ile çıkılır. Allah’a vereceğimiz hediye ise, Cenâb-ı Hakk’ın bizi yaratmada tuttuğu maksat olacaktır. O da mârifet-i ilâhîdir. Biz, O’nu bildiğimizi O’na takdim edecek, zimamın O’nun elinde olduğunu kabullenecek ve ancak bu sayede vicdanımız “Sen” diyeceği muhatabını bulmuş olacaktır. Esasen vicdanımızdaki Allah’a ait bu duygu yaratılıştandır. Ancak, vicdanımız üzerine konan tozu, toprağı süpürdükten sonra, yani “Rabbü’l-âlemîn”in icraatını ve rahmetle tecellî ettiğini gördükten sonra içimizdeki toz toprak silinecek ve apaçık “Sen” ortaya çıkıverecektir. Ondan sonra “sadece” mânâsını ifade eden إِيَّا ’ya “Sen” mânâsına gelen ك ’i ekleyecek ve وَإِيَّاكَ نَعْبُدُ “Ancak Sana kulluk yapıyoruz.” diyeceğiz.

Kul bu yakınlığı kazandıktan sonra وَإِيَاكَ نَسْتَعِينُ der. Zira o, kulluk mükellefiyetinin altından, ancak böyle bir yardım talebiyle kalkabilir. Artık arada vasıta ve vesile de yoktur. Hitap makamına yükseldiği böyle bir an ve zamanda, elbette yardımı da sadece Allah’tan isteyecektir. Çünkü o, her şeyin ötesinde, Cenâb-ı Hakk’ın kudret ve azametini müşâhede etmiş ve gayb makamından hitap makamına da ancak bu sayede ermiştir.

80