İçeriğe geç

Kâbe; mü’minlerin kalbinin müşterek attığı bir mihrap ve “İnsanlar için vaz’edilen ilk ev…”37 takdîr ve tebcîliyle yüceltilmiş ilk mâbettir. Temeli, yeryüzünde henüz, harcın, taşın, tuğlanın bilinmediği bir dönemde, gökler ötesi âlemlerde plânlandı ve durulardan duru bir Nebinin eliyle gerçekleştirildi. Oturduğu zeminin o işe tahsisi, Âdem nebinin yeryüzünü teşrifinden yıllar ve yıllar önce kararlaştırılmıştı. Öyle ki, bir gün melekler Hazreti Âdem’le karşılaştıklarında “Sen, var edilmeden evvel bizler defaatle Kâbe’yi tavaf ettik.” diyeceklerdir. Tufandan sonra “Hatırla o zamanı ki, İbrahim ve İsmail (aleyhisselâm) Kâbe’nin temellerini yükseltti ve şöyle dediler: “Ey Rabbimiz, bizden bu hayırlı işi kabul buyur!”38 ilâhî beyanıyla, peygamberler babası Hazreti İbrahim ve onun oğlu İsmail (aleyhisselâm) dümdüz olmuş Kâbe arsası üzerinde onu yeniden inşâ ettiler.

Arzın merkezinden “Sidretü’l-Müntehâ”ya kadar ins, cin ve meleğin her zaman çevresinde dönüp durduğu bir amud-i nuranî’nin (nurdan sütun) yeryüzünde mücessem bir kesiti sayılan Kâbe, her lâhza görünür görünmez milyarlarca temiz ruhun, harîmine can atıp vuslat aradığı, öyle eşi-menendi olmayan bir binadır ki, kıymeti semalara eşittir dense sezâdır.. zaten o gökte ve yerde Allah’ın evi mânâsına “Beytullah” olarak yâd edilmektedir.

60