İçeriğe geç

Hazret-i Rûh-u Seyyidi’l-Enâm, varlığın esası, özü ve mâyesi mesâbesindedir. Kâinâtta O’nun nûr-u hakîkatinden hâlî bir nokta yok gibidir. Tıpkı bir ağaç ve bir filizin bünyesinde, çekirdekteki rûh ve manânın bulunması gibi, O da, nûrunun varlığa esas teşkil etmesi açısından Hazreti Evvel ve Âhir’in bir mir’ât-i mücellâsıdır. Evet Şu görülen büyük âleme, büyük bir kitap nazariyle bakılacak olursa, Nûr-u Muhammedî sallallahü aleyhi ve sellem o kitabın Kâtibi’nin kaleminin mürekkebidir. Eğer o âlem-i kebir bir şecere tahayyül edilecek olsa, dünya mücessem bir zîhayat farz edilse, o nur onun aklı olur.. eğer pek güzel, şâşaalı bir cennet bahçesi tahayyül edilse, Nûr-u Muhammedî onun andelîbi olur.. şayet pek büyük bir saray farz edilse, Nûr-u Muhammedî, o Sultan-ı Ezel’in, makarr-ı saltanat ve haşmeti ve tecelliyat-ı cemâliyesiyle âsâr-ı san’atını hâvi olan o yüksek saraya nâzır, münâdi ve teşrifatçı olur.

Otuzbirinci Söz’ün Üçüncü Esas’ı ve Onuncu Söz’ün İkinci Zeyl’i bu enfes mevzuu ayrı bir derinlik ve zenginlikle gönül gözlerimizin önüne serer.

48