Gereken Hürmet
Gereken Hürmet
Bizim eksik yanlarımızdan biridir kendi insanımıza değer ve kıymet vermemek. Elbet her insan, insan olarak belli bir değer ve kıymete sahiptir. Ama insanı asıl değerlendiren ve onu diğer varlıklardan farklı hâle getiren ondaki imân ve takva duygusudur.
Kendi insanımıza, bu ölçüleri nazara alarak ve istenen seviyede değer verdiğimiz söylenemez. Tevazu ve mahviyet mes’elesi bizde yanlış anlaşılmıştır. Bizler daha çok, karşımızdaki şahsa âit vazifenin savcısı gibi davranmışızdır. Bununla şunu arzetmek istiyorum:
Dediğimiz ölçüler içinde kendisine hürmet beslememiz gereken şahıs, kesinlikle hiç kimseden hürmet beklememelidir. Aslında başkasından hürmet bekleyen, hürmete layık olmadığını da bu zaafıyla ortaya koymuş sayılır.
Ancak o şahsın hürmet beklememesi bizim ona hürmet etmemize mani değildir.
Meselâ, Efendimiz (sav) kendisi için kıyam edip, ayağa kalkan sahabeyi her defasında ikaz etmiş ve Acemler’in büyüklerine ayağa kalktığı gibi ayağa kalkmayın’ buyurmuştur. Ama, sahabe de her defasında, O’na hürmeten ayağa kalkmıştır. Biz bu tabloda her iki tarafın kendine âit vazifeyi nasıl dengede tuttuklarını görmekteyiz. Ve yine Efendimiz (sav), hakemlik için gelen Sa’d bin Muaz’ı kasdederek yanındakilere, ‘Efendiniz için ayağa kalkın’ buyurmuşlardır. Bu bir edep öğretisidir. Ne var ki, kendisine hürmet edilen şahıs da mutlaka kendine düşeni yerine getirmelidir. Yani, insanlardan kat’iyen hürmet etmelerini beklememelidir. Zaten Allah Rasûlü: ‘Kim kendisi için kıyam edilmesini arzu ederse cehennemde yerini hazırlasın’ buyurarak bu hususa da ışık tutmuştur. Ancak, bu mevzuda da biz, bize düşen görevi yerine getirmek zorundayız.. zorundayız, zira büyüklerin iç muhasebesini sağlamak bir manâda bizim vazifemiz değildir.