İçeriğe geç

Şayet gerçekten o, mal, mülk, evlad ü iyal açısından söylenegeldiği gibi ise, bize de “Varsın olsun!” demek düşer.. “Varsın olsun!”… Onunla alâkalı serencâme şöyle cereyan ediyor: Bir gün beklenmedik bir hâdise bütün mal ü menâlini alıp götürüyor. O, bu hâdise karşısında “Allah verdi, Allah aldı!” mülâhazalarıyla soluklanıyor. Bir başka zaman evlatları ve yakınları böyle sürpriz bir hâdiseyle yok ediliyor; kalbi aynı tefvîz ruhuyla çarpan nebinin dudaklarından aynı zebercet kelimeler dökülüyor. Bir müddet sonra değişik hastalıkların asimetrik tasallutuna maruz kalıyor; dişini sıkıp sabr-ı cemil hısn-i hasînine sığınıyor. Ama bu rahatsızlıklar bir gün öyle bir hâl alıyor ki, çağın sözcüsünün beyanıyla, –onun ufkundan– kalb fonksiyonunu, dil de vazifesini yerine getiremeyecek gibi oluyor.62 –Bunlar onun ihtisaslarına göre bir yaklaşım– İşte o zaman, derdini, içindeki hemhâl olduğu ‘âh’a bile açmayan nebi, talep, naz ve ısrarlı istemeye kapalı ve niyaz edalı bir arz-ı hâlle, “Ya Rab! Bu dertler bana tahammül-fersâ şekilde dokundu; Sen merhametlilerin en merhametlisisin.”63 diyerek hâlini Allah’a arz edip niyazda bulunuyor. Cenâb-ı Hak da, “Biz de onun niyazını kabul edip nezdimizden bir lütuf ve diğer kulluk çizgisinde olanlara da bir ders olmak üzere hastalığını giderip aile efradını ve yakınlarını ona lütfettiğimiz gibi bir o kadar daha ihsanda bulunduk.64 buyurdu. Allah, bir zamanlar verdiğini almış, sabır kahramanını öyle imtihan etmişti. Şimdi de aldıklarını onun sabrına, sadakatine mükâfat olarak kat katıyla veriyor ve onu sevindiriyordu…

74