İçeriğe geç

Ne zaman ona doğruyu ve güzeli gösterdik…? Ne zaman ona faziletli olmasını öğretebildik? Onu düşündürecek, derinleştirecek ve bir muhasebe insanı kılacak, kendisine ulaştırılmış bir mesajdan bahsetmek mümkün müdür..? Evet, onu çekip götürenlerin ve yüceltme yolunda rehberlik yapanların, kaçının hasbîliğinden emin bulunmaktayız? Maddî-mânevî füyûzat hislerinden vazgeçmiş ne kadar yüce kamet gösterebiliriz? Hâlbuki o, bir Herkül bekliyordu. “Seksen küsûr senelik hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum…”1 diyen ve onu bu Cehennem görünümlü hayattan söküp atacağı âna kadar, tavrını değiştirmeyen bir Herkül… Bırakın, Cennet kasırlarına gönül kaptırmadan neslinin ateşiyle yanan hak erlerini; bu uğurda şu basit dünyayı feda edecek kaç mürşid takdim edebildik ona..?

İşin doğrusu şu ki, ona el uzatamadık; hele gönülden asla… Ona bir mektep bulamadık. Doğruyu okutup sevdiremedik ve onu kâinatla bütünleştiremedik. O, kendisini ezip geçen her hâdisede, değirmene girip çıkmış gibi ezildi ve böyle bin ezilmişlikle, kendini bu hâle getirenlerin karşısına dikildi.

Şimdi ise, Golyat’ın kesik başını tasvir eden tabloda olduğu gibi, o, kellesini elinde tutanların karşısında iki büklüm, canının iade edilmesini beklemekte… Evet kaybettiği her şeyi yeniden kazandırarak ruhunu ona iade etme; işte en mühim mesele bu…!

14