Devlet, bu mektebin “Başyüceleri”nin ders verip ders gördüğü bir akademidir. Her ferde açık bu âlî mektepte, devlet ruh ve şuuruna vâkıf en büyük devlet adamları yetişir. Muallimleşen bu devletin, ne Eflatun’un filozoflarla idare ettirdiği devlete, ne de Budin’in tamamen aksi görüşteki devlet stiline benzer tarafı yoktur. Bu, nev’i şahsına mahsus bir devlettir. Ve bu devletin en başta gelen vasfı da devlet ricalinin çıraklıktan “Bâbüssaâde” ağalığına kadar, yükselişin her merhalesinde, hayat ve hâdiselerden dolgun not ala ala, o seviyeye gelmiş olmalarıdır. Yoksa, belli kademelerden geçmeden ve her girizgahta kâinatla bir kere bütünleşmeden, idareye talip olmak, “acemi oğlanlık” seviyesinde iken, “başkumandanlık”a gönül koymak gibi garip ve gülünç olacaktır ki, böyle bir durum millet adına en büyük tâli’sizliktir.
Brahman yüce duygularıyla tilmizlerinin gönlünde ebedîleşen bir muallimdi. Buda Nirvana’ya giden çetin yolda, temiz duygularıyla örnek ayrı bir muallimdi. Konfüçyüs ahlakın, Hürmüz sonsuzluk sırrının işaretçisi birer muallim idiler. En yüce varlıkta billûrlaşan Ömer’ler ise, büyük üstadları sayesinde her biri başlı başına bir muallim oluvermişti…
Hâla bütün canlılığıyla insanlığın gönlünde, en temiz çizgiler hâlinde devam eden bu muallim ve üstadları, zaman aşındıramamış ve içtimaî çalkalanmalar unutturamamıştır. Kim bilir, belki de bir gün gide gide insanlık, yeniden bu kadim çizgiye gidip dayanacaktır.!