Bir tomurcuk, bir yumurta, bir yavru bin bir zorluklarla meydana gelir ve varlığa erer. Sonra küçük bir ihmal, az bir gaflet ve ehemmiyetsiz bir arıza ile mahvolur gider. Gider de, ne bahar bekleyen tomurcuktan, ne yığın yığın müşkilleri aşarak ortaya çıkan yumurtadan ne de yavrudan eser kalmaz. Toplum hayatı da öyledir. Bin meşakkatle elde edilen zaferler; debdebe ve ihtişama ulaşan medeniyetler; göz kamaştırıcı ümranlar, beklenmedik bir kırağı ile yerle bir edilir de, esefli birer rüya, hasretli birer hayal olur kalırlar.
Nedendir bu çözülüş ve çöküşler? Nedendir önüne geçilmez gibi işleyen bu hâdiseler? Acaba, toplumları ve medeniyetleri, bu afetlere karşı koruyacak bazı seralar bulunamaz mı.? Bulunamazsa, insanın cemadattan farkı nedir…?
Üst üste bu sorular, hazandan ürkmüş bir dimağın istifhamlarını aksettiriyor. Belki daha bir sürüsünü bunlara ilave etmek de mümkündür.. ne var ki, kalbleri tereddüt ve şüpheler içinde bırakmamak için, böyle bir tasvire girişmeyi uygun bulmuyoruz.
Evet, vâkıa, her fert gibi, her toplumun da belli bir ömrü ve takdir edilmiş bir eceli vardır. Müddetini dolduran her fert ve toplum –büyük veya küçük bir sebeple– elveda diyerek ayrılır. Ayrılır da kimse onu durduramaz. Her varlık bu mihnet evine birer birer gelir, birer birer gider; bu geliş ve gidişte fertleri, milletler ve devletler takip eder. Gelenler bir yığın çare ve tedbire dayanarak gelir. Ama gidenler, sezilmedik sebeplerle ve sessizce silinir gider.
Şimdiye kadar bu kahhâr-ı devvârın2 dişleri arasında binlerce millet ve yüz binlerce ümran çiğnenip gitti. Kim bilir, daha nice medeniyetler, o diş ve damaklar arasında eriyip yok olacaktır.!
Dipnotlar
- 2 Kahhâr: Ziyadesiyle kahreden, yok eden, batıran.