İçeriğe geç

Öyle ise, iyinin, güzelin, ümit ve emniyetin gelmesini düşünürken de, işe, fertle başlama mecburiyetinde olduğumuzu kat’iyen hatırdan çıkarmamalıyız. Çünkü aileyi oluşturacak o olduğu gibi, topluma rükün ve parça olacak da odur. Parçaları günahlardan müteşekkil bir topluluğun vaad edeceği hiçbir hayır, hiçbir yümün, hiçbir ümit ve saadet yoktur. Bütün hayır ve saadetler, emniyet ve huzurlar, benlik ve şahsiyetin sırlarını kavramış; zihnî ve ruhî derinliğe ermiş fertlerin etrafında halelenmektedir. Aynı zamanda böylesine sağlam bir rükün hâline gelen fert, iyi bir aile parçası ve mükemmel bir vatandaş olma hüviyetini de kazanmıştır.

Böylece yüce kamet fertlerden teşekkül eden ailelerin kurdukları yuvalar Cennet köşelerini hatırlatır. Bu saadet ocaklarında, anne-baba ve evlat olma, doğumla başlamadığı gibi ölümle de bitmez. Öteler ve ötelerin ötesi, bu bitmeyen oyun için ışıklarla donatılmış; en iç açıcı renklerle süslendirilmiş bir renk ve ses cümbüşü hâlinde onlara hep yeni sahneler hazırlamaktadır. Onun içindir ki, zaman, o sağlam yapıyı aşındıramadığı gibi, onları birbirine sımsıkı bağlayan hürmet ve şefkati solduramayacaktır. O hane-i “ebed-müddet” devam edip gidecektir. Alabildiğine âhenkli ve rasânetli bu yuva, istikbal vaad eden bir milletin de temel rüknüdür. Millet bu rüknün fazilet ve nezahetiyle varlık gösterir ve derinleşir. Bu kaideyi kaybedince de, bütün hayatiyetini kaybeder. Ailede var olmayan millet, millet olma hüviyetini de yitirmiştir. Bütünüyle sevgi, saygı, dayanışma ve yardımlaşma, milletin itibarî varlığına aileden akseder ve böyle bir millet, milletlerarası muvazenenin, cihan sulh ve salahının şahit ve nâzırı durumuna yükselir; eşya ve hâdiselere hükmeder hâle gelir.

89