İçeriğe geç

Burada önemli olan, hak erlerinin gerek şahsî, gerek ailevî, gerekse içtimaî hayatlarında içinde bulundukları hareketi mahcup edecek hâl ve hareketten uzak durmalarıdır. İrademizin hakkını vermekle beraber dualarımızda her zaman, “Allah’ım, bizimle arkadaşlarımızı, arkadaşlarımızla da bizi mahcup etme!” demeli, Allah’ın himayesine sığınıp inayetinden yardım istemeliyiz. Yoksa insan için her zaman bir yerde nefsine yenik düşme ihtimali vardır. Çünkü mühlikât denilen ve neticede insanı helâke götürebilecek heva ve heves kaynaklı yüzlerce zaaf ve günah vardır. Ayrıca şeytan, sürekli bunları süsleyip püsleyip insanın karşısına çıkarmakta, her zaman günahları insan için cazip göstermektedir. Bütün bu tehlikelere karşı uyanık ve teyakkuz hâlinde olmayan bir insan hiç farkına varmadan kendini bu tür felâketlerden birisinin içine salarak –hafizanallah– bir yüz karası hâline gelebilir.

Bu sebepledir ki, milyonların gözünün içine baktığı bir harekete mensup olan insanlar, iffet ve ismetine dokunacak şeylerden fevkalâde uzak kalmalı, şeytan ve nefsin zorlamalarına karşı sağlam durmalı, sadakat ve emanetinden de asla ödün vermemelidir. Beraber yürüdükleri arkadaşlarının hukuklarına tecavüz etmiş olmaktan öyle korkmalıdır ki, çok rahatlıkla ellerini kaldırıp, “Allah’ım, ben arkadaşlarımın yüzünü yere baktıracaksam, bin can ile yerin dibine batmayı arzu ederim.” diyebilmelidir. İşte bu, davaya vefanın ve sadakatin ifadesidir. Aleyhte bir söz söyletmemek ve en küçük bir yanlışlığa meydan vermemek için adanmış her ruh daima birer güven, sadakat ve ismet memuru gibi gayret göstermelidir. Evet, her zaman müstağni olmalı, kimseye el açmamalı, yüzsuyu dökmemeli, açgözlü olmamalı, Allah’ın (celle celâluhu) verdiğine kanaat etmeli ve itibara dokunacak her türlü işten uzak durulmalıdır.

Temsil, Tebliğin Önünde Olmalı

21