Kalblerin kayması hususunda insanın azim ve iradesine bağlı sebepler çok küçük olabilir. Bu durum, buzda yürüme gibi bir şeydir, insan dikkatli basmazsa düşebilir. Bu sebeple mü’min, iradesinin hakkını vermeli ve buzlu zeminlerde gezmemeye dikkat etmelidir. Çünkü buralarda gezince düşme ihtimali vardır. Fiillerimizi yaratan Allah’tır (celle celâluhu) ama kulun iradesi, meyli o istikamette olduğu için Allah onun arzusuna bu şekilde cevap verir. Başka bir ifadeyle, kulun içinde küçük bir günah, hata, sürçme, bakma, dokunma, haram lokma yeme gibi fiillerle küfür ve dalâlet yoluna bir teşebbüs ve temayül olursa Allah da kulun bu arzusu istikametinde onun dalâletini veya küfrünü yaratır. Allah, hidâyeti de dalâleti de yaratandır. Fakat Allah’ın, dalâlete ve küfre rızası yoktur. O (celle celâluhu), daima hidâyetten ve imandan hoşnut olur.
Hizmet dairesinden ayrılan arkadaşlar da böyle ayrılmışlardır. Vâkıa böylesi ayrılışlar bize münhasır da değildir. İmam Rabbânî Hazretleri’nin Mektubat’ında, bazı müridlerine karşı ikaz edici mahiyette yazdığı çok ciddi mektuplar vardır. Hazret, o mektuplarda, tanıdıktan, bildikten, öğrendikten, gördükten sonra nasıl ayrılıyorsun, diye hayretini gizleyemediği kimselerden bahseder.174 Yine bir başka müceddit, kendisinden pek çok ders-i hakikat aldığı hâlde bir zındığın sözüne kanan kişiye karşı hayretlerini ifade eder.
Asıl adı Nehar İbn Unfuve olan Reccâl lâkaplı kişi de Huzur-u Risalet-penahi’de Efendimiz’le (sallallâhu aleyhi ve sellem) diz dize geldiği zaman daima doluyor, renkten renge giriyordu. Bütün gücünü, kuvvetini, talâkat-i lisaniyesini Efendimiz hesabına kullanıyordu. Senelerce Allah Resûlü’nün huzuruna devam etti. Ancak gün geldi, peygamberlik iddia eden yalancı Müseylime’nin saflarına geçti. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) bu acıklı hâdiseyi şöyle anlatır: