Aramızdan ayrılan arkadaşlar mevzuunda bizim kusurumuz, onları sık sık görüp gözetmeme, kontrol etmeme, kollamamadır. Neticede onlar da heva-yı nefislerine uymuş ve şeytanın peşine takılarak bu daireden peyderpey uzaklaşmış olabilirler. Belki de günah işlemeye başlamış, o günahlarla gayyaya doğru yuvarlanmışlardır. Yaşadıkları yer, zamanla adeta dalâlet kuyusunun dibi olmuş ama bütün bunların farkına bile varmamışlardır. Dünya, onları çeşitli yönleriyle, makamı, malı, serveti, şöhretiyle büyülemiş, gözlerini ve gönüllerini bağlamıştır. Bazıları korkaklıkla, bazıları ırkçılıkla, bazıları da tenperverlikle gemlenmiş ve sadece nefislerini düşünerek egoist hâle gelmişlerdir. Bugün bu şekilde pek çok insan, hak ve hakikatten uzaklaşmış, şeytanın oyuncağı hâline gelmiştir.
Hak ve hakikati bulmak ayrı mesele, onda devam ve sebat etmek ayrı meseledir. Hak ve hakikati bulmak bize de onlara da nasip olmuştur ama bazılarına –çok az dahi olsa– onda devam etmek nasip olmamıştır. Kur’an, bize, “Allah’ım! Hidâyete erdirdikten sonra kalblerimizi kaydırma!”172 şeklinde bir dua öğretir. Ümmü Seleme validemizden rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) çok defa şöyle dua ederlerdi: “Ey kalbleri evirip çeviren Allah’ım! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl!” Hatta onun (radıyallâhu anhâ), “Ya Resûlallah! Bu duayı neden çok yapıyorsunuz?” sorusuna Peygamberimiz şu cevabı vermiştir: “Kalbi, Allah Teâlâ’nın kudret ve tasarrufunda olmayan hiç kimse yoktur. O dilerse hidâyette sabit kılar, isterse kaydırır.”173