İçeriğe geç

Kapıya dokundum, kapıyı bir çocuk açtı. İçeriye girdim, “Odasında oturuyor” dediler. Odasına girdiğimde yumruklarını sıkmış masanın başında oturuyordu. Çay da hazırdı. Yanına oturduğumda dopdoluydu. Bana galaksilerin iç içe girişinden, bu muhteşem nizamın baş döndürücü âhenginin bozulmayışından, atomlardan nebülözlere kadar hiçbir şeyde düzensizlik ve gayesizlik olmadığından, yerin yaratılışından ve hayata müsait hâle getirilişinden bahsetti. Bu arada Allah’ın (celle celâluhu) tasarruflarından söz ederken coşuyor ve kendinden geçiyordu.

Nebülözleri anlattı; bu geniş âlemde nasıl bir iradeye râm olduklarını, mekânın genişlemesini, Allah’ın bütün bu olup bitenlerdeki icraatlarını izah etti. Bu şekilde kâh büyük âlemdeki (makro kozmos), kâh küçük âlemdeki (mikro kozmos) hakikatleri anlatırken, sanki “İleride onlara dış âlemde ve kendi nefislerinde âyetlerimizi peyderpey göstereceğiz. O zaman hak ve hakikatin ne demek olduğunu anlayacaklar.”188 âyetinin mânâsı tecellî ediyordu.

Dolmuş ve sözlerini şöyle tamamlamıştı:

– Hayret ediyorum! İlmin bu kadar gelişmesine rağmen, ilim irfan yuvalarında inkârın hükümran olmasına.. evet hayret ediyorum.

Ben tam taşı gediğine koyacağım zamanı yakalamıştım. Şöyle dedim:

– Şu tatlı sözlerine bir dakika ara verirsen sana güzel bir şey anlatacağım.

Durdu, sükûnetle beni dinliyordu. Ben içimden gelebildiği kadar, ruhuna girebileceğim şekilde Kur’an’ın bir âyetini okumaya çalıştım. Dedim ki:

– Hazreti Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) vahyedilen Kur’an-ı Kerim’de bir âyet var. Allah şöyle ferman ediyor: اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰؤُ۬اۜ “Allah’tan hakkıyla korkan, O’na karşı kalbi saygı dolu insanlar, ancak âlimlerdir.”189 Ben bunu dediğim an irkildi ve birdenbire:

– Bunu Muhammed mi söylüyor?

– Evet, Hazreti Muhammed söylüyor. O söylüyor ama söz O’nun değil.

242