İçeriğe geç

Salih daire şudur: İnsan, hayra vesile olacak bir iş yapınca, yaptığı bu iş onu, ikinci bir hayra daha çağırır. Bu hâl, nezd-i ulûhiyete bir dilek hükmüne geçer. Allah, size ikinci bir hayır yapma imkânı bahşeder ve süreç böyle sürer gider. Evet, ikinin ardından üçüncü-dördüncü hayırlar, iyilikler, güzellikler birbirini takip etmeye başlar. Bu şekilde siz sürekli iyilikten iyiliğe koşarsınız, Allah da inayetiyle sizi hep teyit eder.

Bu meseleyi mevzumuz itibariyle şöyle de arz edebiliriz: Bir mü’min için salih daire teşkili –Allah’ın izniyle– her zaman mümkündür. Mesela o, kâinatı bir kitap olarak eline alıp evvelâ Allah’ımız bu kâinat kitabında kudret ve iradesiyle ne yazmış, onu anlamaya çalışır. Başkaları ona kör gözlerle bakmış ve eşyanın sadece dış yüzüne takılmışlar. O tenteneli perdenin arkasına, yani âlem-i şehadet altındaki âlem-i gayba, mülkün verâsındaki melekûta bakamamış, dolayısıyla da hâdiselerin esrarlı görünüşü arkasındaki sırları keşfedememişlerdir. Hâlbuki bir mü’min, sahip olduğu müşâhede ve bilgilerini; mârifete, muhabbete ve ruhanî zevklere çevirir. Bakış bu şekilde ve hedef de O (celle celâluhu) olunca böyle bir temaşa ve seyahatin zevkine doyum olmaz.

Evet, insan böyle bir şuur ve neşve ile bu işin içine girdiğinde, çiçeğin yaprağında, özünde derinleşen arı gibi hep bir şeyler bulacağı ve buldukça derinleşeceği şuuruyla oturur-kalkar. Her bulduğu şey onun şevkini artırır ve hep yeni yeni mârifet hüzmeleri ile dolar-boşalır, iç âleminde ufuk ötesi mülâhazalara girer ve yeni sahillere yelken açma iştiyakıyla coşar. Şu feza-i ıtlakın (sonsuz uzayın) görünen görünmeyen cephelerini keşfe koyulur.

240