İçeriğe geç

Evet, Hz. Ömer iştiyakla şehitliği talep etti. Cenâb-ı Hak da (celle celâluhu) ona bunu en yüksek şekliyle nasip buyurdu. Bir İranlı ateşgedenin eliyle şehit oldu.

Vakit sabah namazıydı. Ömer mihrapta bulunuyordu. Ve tam secdeye varmıştı ki, hain bir hançer sinesine saplandı. Şimdi bütün bu merhaleleri bütünüyle tablolaştırmaya çalışınız:

Evvelâ, çok şiddetli bir talep ve arzu; sonra bir namaz ki o Hz. Ömer’in namazıdır. Çok kere, hıçkırıklara boğulduğundan okuduğunu duyurmaz olurdu. Ayaklarının bağı çözülüp namazda yıkıldığı az değildi. Ve işte böyle bir namazın bir de secdesini düşünün. Kulun Allah’a (celle celâluhu) en yakın olduğu ve Rabbisine yaklaşmasının son sınırına varıldığı bir ânı tahayyül etmeye çalışın. Bütün şartların tamamlandığı ve bir insanın en yükseğe çıkması için gerekli olan bütün sebeplerin toplandığı bu anda, bir hançer darbesi onun, şehitliği zirvede yakalamasına yetiyordu.

Cenâb-ı Hak (celle celâluhu) “Secde et ve yaklaş!”10 demişti. Ömer secde etmiş ve peygamber olmayan bir insanın ne kadar yaklaşması mümkünse o kadar yaklaşmıştı. Bunun bir adım ötesinde peygamberlik başlıyordu. Aslında buna işaret eden de yine Allah Resûlü’ydü: “Benden sonra peygamber gelecek olsaydı Ömer olurdu.”11 sözleri bu kudsî kuşağa işaret olsa gerek.

Hazreti Ömer’in ihraz ettiği bu son makamın altından başlayarak aşağıya doğru inen daha pek çok şehitlik mertebeleri vardır ki, Bedir’de şehit düşenler, Uhud’da şehit olanlar, Mute’de Rabb’e kavuşanlar ve Çanakkale’den Trablusgarp’a, oradan Afganistan’da kavga verirken şehit düşenlere ve nihayet günümüzde hâlâ devam eden Filistinli Müslümanların zulme karşı savaşırken ölen şehitlerine kadar birer birer hepsini bu derecelerden birine dahil edebiliriz.

72