İçeriğe geç

Hz. Ali, ilk altı ayında Hz. Ebû Bekir’e biat etmemişti. Çevresi onun hilafete sahip çıkmasını istiyor ve durmadan ısrarda bulunuyorlardı. Altı aylık düşünme müddetinden sonra ve Hz. Fatıma Validemiz’in vefatını müteakip mescide geldi ve herkesin meraklı bakış ve heyecanlı bekleyişleri karşısında şunları söyledi: “Altı aydır biat etmeyişim, Hz. Ebû Bekir’e muhalefetimden değildi. Şimdi gelişim de korkumdan değildir. Ancak şimdi, hakkın ona ait olduğu kanaatine vardım ve onun için de biat etmeye karar verdim.”

İnsan hak karşısında “vakkâf” olmalıdır. Sahabe bu sözü Hz. Ömer için söylerdi. O herhangi bir meselede, şahsî olarak ne düşünürse düşünsün, biri gelip de ona, âyet veya hadisle o husustaki doğruyu söyleyince hemen fikrini değiştirir ve eski düşüncesinden vazgeçerdi.

Halifeydi ve minberde hutbe irad ediyordu. Kız babalarına ve velilerine hitapla, evlenmenin kolaylaştırılması gerektiğini anlatıyordu. “Gençlerden fazla şeyler istemeniz doğru olmaz.” diyordu ki; bir ihtiyar kadın arka saflardan şöyle seslendi: “Ey Allah Resûlü’nün Halifesi! Bunları kendi fikrin olarak mı söylüyorsun; yoksa bizim bilmediğimiz bir âyet veya hadis mi biliyorsun da böyle bir hükme varıyorsun!”

Ömer, “Hayır!” dedi, “Kendi fikrim ve düşüncem olarak söylüyorum.” Bunun üzerine kadın bir âyet okudu ve “Cenâb-ı Hakk’ın (celle celâluhu) müsaade ettiği bir şeyi sen nasıl yasaklarsın?” dedi. Âyet şöyle diyordu: “Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, ayrıldığınız eşe yüklerle mehir vermiş olsanız dahi hiçbir şeyi geri almayın.”16 Demek ki yüklerle mehir almak bir kadın için caizdir.

160