İçeriğe geç

* Bütün his ve duyguları, yakînî imanla itminana kavuşmuş bir insanın, ilâhî vâridat kaynağı gönlüne de şeytanın uğursuz eli uzanamaz.

Hâsılı biz, Rabbimiz’le irtibat içinde olursak, O da bizi, bizim ve O’nun düşmanı olan şeytana terk etmeyecektir. Evet, hiç mümkün müdür ki biz vefalı davranıp O’nun dinine omuz verelim de, -hâşâ- Cenâb-ı Hak bize karşı vefalı davranmasın?.. O vefalıların en vefalısı olduğuna göre, elbette bizi arzularımızla baş başa bırakmayacak ve çürümeye terk etmeyecektir. Evet O, kitabında: أَوْفُوا بِعَهْدِۤي أُوفِ بِعَهْدِكُمْ “Siz, sözünüzü tutun, Bana karşı vefalı olun ki Ben de size vefalı olayım.”2 diyor.

O hâlde biz, Allah’ın dinine yardım edip dururken hiç Allah bize şeytanı musallat eder mi? Hayır ve asla! Aksine O, böyle bir durumda en azından bir âyetini lisanımızda temessül ettirecek, bizi kendimize getirecek ve o şeytanî girdaptan uzaklaştıracaktır. Tıpkı, Allah Resûlü’nün bir kısım güzide ashabını uzaklaştırdığı gibi.

Evet, onların da, insan olarak bakışlarının bulandığı, başlarının döndüğü anlar olmuştur ama hemen Rabbin burhanı karşılarına çıkmış ve nazarlarını meâlîye ve uhrevîliklere çevirmiştir. Hak davasına samimî olarak gönül veren herkes hayatına az dikkat etse görecektir ki, iradesini kötüye kullandığı veya bilmeyerek bir uçurumun kenarına sürüklendiği nice zamanlar olmuştur ki, bir inayet eli uzanıp onu tutmuş, desteklemiş ve düşmesine imkân vermemiştir. Evet, her birerlerimiz, Cenâb-ı Hakk’a karşı sadakat ve vefamız ölçüsünde mutlaka O’nun desteğini görmüş ve إِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ3 sırrının irademizin nâsiye ve çehresine yazıldığını müşâhede etmişizdir.

194