Üçüncü tabloda ise, Cehennemdekilerin Cennet ehline verilen nimetlerden kendilerine de vermelerini talep ederek “Suyunuzdan veya Allah’ın (celle celâluhu) size verdiği nimetlerden bizim üzerimize de dökün!” diye seslenişleri yer alıyor. Cennet ehlinin verdiği cevap ise şu oluyor: “Allah (celle celâluhu) bunları kâfirlere haram kılmıştır.”4
Demek oluyor ki A’raf ehli bir yönüyle Cennet ehliyle, diğer yönüyle de Cehennem ehliyle münasebet içindeler. Her iki tarafı da yakından tanımakta ve bilmekteler.
Bu arada bazı sahabeden A’raf’ın, Sırat’ın şerefeleri ve A’raf’takiler de günahı, sevabı müsavi olanlar.. diğer bazılarından da, bunlar peygamberler, şehitler, âlimler ve âdeta melekleşmiş yüksek ruhlu insanlar olup, ötelerden bakar, her iki menzilde olup bitenleri görür ve yukarıda bahsi geçen muhavereye iştirak ederler, şeklinde rivayetler var ise de tahkik ehlince şayan-ı kabul görülmemiştir.
İsrailiyatta bunlar günah ve sevapları eşit olan insanlar şeklinde yer almaktadır. Bazıları da bunların insan suretinde melekler olduğunu söylemektedir. Bu son kısım doğru kabul edilecek olursa âyette geçen وَهُمْ يَطْمَعُونَ“Onlar Cennet’e girmeyi umuyorlar.”5 ifadesi Cennet ehline râci olur. Yani “Cennet ehli Cennetlik olduklarını bildikleri hâlde daha henüz girmedikleri bir anda…” demek olur.
Bazılarına göre de, Cennet’e bakıp ümitle dolan, Cehennem’e bakıp korkudan ürperen bu insanlar orada Cennet’e tam ehil hâle gelebilmeleri için bir müddet böyle bir sıkıntı ve iç geçirmeyi tatmaları gereken kimselerdir.
Evet, günahkârların bazılarına dünyada çektikleri sıkıntılar keffaret olurken, bazılarına da kabir azabı keffaret olmakta ve onları günahlardan temizlemektedir. Ancak bunlarla temizlenmeyecek durumda olanlar ise ahirette böyle bir temizlenme ameliyesinden geçeceklerdir.