İçeriğe geç

Evet O, ibadetinde hep derinlerden derin oldu.. ve bu derinliği hayatının sonuna kadar da devam ettirdi. Ne yaşlılık ne de أَنْقَضَ ظَهْرَكَ6 fehvasınca, insanı iki büklüm eden musibetler, sıkıntılar, O’nun ibadetteki incelik ve derinliğine hiç mi hiç tesir etmedi.. aksine O, sıkıştırıldıkça Allah’a karşı kulluk vazifelerinde daha bir derinleşti. Hayat-ı seniyyelerinin son yıllarında -Âişe-i Sıddîka’nın rivayetiyle- bu uzun namazların bir kısmını oturarak eda ediyor.. uzun uzun Kur’ân okuyor ve rükûa gideceği zaman ayağa kalkıyor, kıyamdan rükûa varıyordu. Farz namazları bütün hayatı boyunca, bir-iki durum müstesna hep ayakta eda etmişti. O da, hastalığının şiddetinden bayılıp düştüğü ve kendinden geçtiği zamanlarda…

Bazı zamanlarda da O (sallallâhu aleyhi ve sellem), âyetleri oturarak okuyordu, ne zaman ki, okuma niyetinde olduğu miktardan 30 veya 40 âyet kalıyordu, bu sefer kalkıyor ve onları ayakta okuyor, sonra da rükûa gidiyordu. Çünkü ta bidayette ibadeti böyle başlatmıştı ve sonuna kadar Rabbimiz’le arasındaki bu münasebeti bozmadan, aynı seviyede götürmek istiyordu. O bakımdan ibadet ü taatte, sabır çok önemli bir meseledir ve bu sabrı sürdürebilenler önemli bir terakkidedir.

İkincisi, mâsiyete karşı sabırdır. Bu sabır hususiyle günümüzün gençleri için çok ehemmiyetlidir. Bilhassa sokakların birer kanal hâline gelip mâsiyetle aktığı ve göz yoluyla kalbimize giren günahların vicdanlarımızı yaraladığı bir dönemde, mâsiyete karşı dişini sıkıp günaha girmeme ve günahlar karşısında sarsılmama çok önemli bir husustur. Bu da insanın terakkisi için ikinci bir merdivendir, bu merdiveni kullanan adam arş-ı kemalâta ulaşabilir.

Üçüncüsü, sabırların en çetini, musibetlere karşı sabırdır. Yani Allah’ın insanın başına verdiği şeylere karşı onun sabretmesidir.

250