Evet, İslâmiyet cihan sulhü prensipleriyle gelmiş, akla, ruha, vicdana beraber seslenmiş ve hasımlarına ikna ile galebe çalmış eşi olmayan tek sistemdir. Bu sistemin temsilcileri olan Müslümanlar, cân-u gönülden bağlı oldukları Kur’ân ve Sünnet’in aydınlık ikliminde, kâinata “mehd-i uhuvvet” nazarıyla baktı ve bir ölçüde herkesle diyaloğa girme yollarını araştırdılar. Kur’ân onlara “Allah, din uğrunda sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilikte bulunmayı ve âdil davranmayı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları sever.”34 diyerek mürüvvet ve insanlığın esas olduğunu ihtar ediyor ve mü’minlere hedeflerin en yükseğini gösteriyordu. Hatta denebilir ki, kime karşı olursa olsun, o daima iyiliği ve güzelliği yeğliyordu. “Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Zira anası onu nice sıkıntılarla taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (Bunun için) önce Bana, sonra da anne-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak Banadır. Eğer onlar seni hakkında bilgin olmayan bir şeyi Bana ortak koşmak için zorlarlarsa, onlara itaat etme. (Bununla beraber dünyada onlarla iyi geçin…)”35 fermanıyla, Müslüman evlâda, müşrik anne ve babasına karşı insanca davranmayı tavsiye ediyor; “İçlerinden zulmedenleri bir yana, Kitap ehliyle en güzel tarzda (münazara ve) mücadele edin.”36 beyan-ı sübhânisiyle de Ehl-i Kitab’a hak ve hakikatin anlatılmasında yolların en yumuşağını gösteriyordu.
Dipnotlar
- 34 Mümtahine sûresi, 60/8.
- 35 Lokman sûresi, 31/14-15.
- 36 Ankebût sûresi, 29/46.