İçeriğe geç
Sözler

İslam âleminde en büyük âlimlerin takdir ve beğenisine mazhar olmuştur. Onu tam anlamaktan aciz kaldıklarını, öyle bir tefsir görmediklerini itiraf etmişlerdir ki, o eser, Kur’an-ı Kerim’in en ince nüktelerini, en derin meselelerini, benzersiz mucizeliğini, harikulâde yüksek belâgatini ve üslûbunun güzelliğini, akıcılığını ispat etmiştir. Hatta bir harfin nüktesini gösterirken avcı ateş hattında düşman topları bile Bediüzzaman’ın zihnini eserinden çevirememiş, savaşın gürültüsü, kargaşası ve dehşeti ona mâni olamamıştır.

Ezan-ı Muhammedî’nin (aleyhissalâtü vesselam) yasaklandığı ve bid’atların herkese zorla uygulatıldığı karanlık ve dehşetli bir devirde, Nur Talebeleri o uydurma ezanı okumamış ve böyle bid’atlara karşı kendilerini kahramanca muhafaza etmişlerdir.

İmanın ve İslamiyet’in ortadan kaldırılmaya çalışıldığı ve bir âlimin gizlice dahi bir tek dinî eser neşredemediği o feci devirde, Bediüzzaman sürgün edildiği yerlerde zalim zorbaların gözetimi ve baskısı altında, gizliden gizliye iman hakkında yüz otuz eser telif ve neşretmiştir. Bununla beraber, geceleri pek az bir uykudan sonra, esaret altında inleyen İslam milletlerinin kurtuluşu ve selameti için dua etmiş, Cenâb-ı Hakk’ın dergâhına sığınarak yalvarmıştır.

Evet, Hazreti Üstad, Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) Efendimizin sünnetine tam uymuştur. Bediüzzaman’ın bu hali, bütün İslam mücahitlerine ve Müslümanlara örnektir. Yani cihad ile kulluk ve takvayı beraber götürmüş; birini yaparken diğerini ihmal etmemiştir. Zorba ve zalim din düşmanlarının planıyla hapishanelere gönderilip mutlak bir tecrit içinde, gayet soğuk odalarda bırakılması, şiddetli soğukların ve hastalıkların ızdırapları, titremeleri ve ihtiyarlığın güçsüzlüğü içinde bulunması dahi eserlerini telif etmesine mâni olmamıştır.

Sıddık-ı Ekber (radiyallahu anh) demiş ki: “Cehennemde vücudum o kadar büyüsün ki, müminlere yer kalmasın.” Bediüzzaman, bu gayet yüksek seciyenin küçük bir tecellisine mazhar olarak, “Birkaç insanın imanını kurtarmak için cehenneme girmeye hazırım.” demiş ve fedakârlığın zirvesine yükselmiştir. Onun, Kur’an ve İslamiyet’in fedaisi ve hâlis bir hizmetkârı olduğu, seksen senelik hayatının şahitliğiyle sabittir.

907