İçeriğe geç
Sözler

Biz de öyle baktık, bu hale böyle düştük. Şimdiki halimizde ise varlığımızın başlangıcını ve ahireti, hem Sâni’i hem haşri geçici olarak unutmuşuz.

Cehennemden beter, ondan daha yakıcı, ruhumuzu eziyor. Zira o altı yöne başvurduk. Öyle bir haldeyiz ki,

O hal, korku ile dehşetten, acz ile titreyişten, iç sıkıntısı ve vahşetten, yetimlikten ve ümitsizlikten ibarettir, vicdana ızdırap verir.

Şimdi her yöne doğru cephe alırız, elemleri def etmeye çalışırız. Önce kudretimize müracaat ederiz, maalesef görürüz ki,

Aciz ve zayıf. İkinci olarak: Nefsin ihtiyaçlarını susturmaya yöneliriz. Ne yazık ki, durmayıp bağırdıklarını görürüz.

Üçüncü olarak: Yardım dilercesine bir kurtarıcı için bağırıp çağırırız, kimse ne işitir ne de cevap verir. Biz de zannederiz ki,

Her şey bize düşman, her şey bizden garip. Hiçbir şey kalbimize teselli olmaz, emniyet bahşetmez, hakiki zevk vermez.

Dördüncü olarak: Biz gökteki büyük cisimlere baktıkça onlar bize korku ve dehşet verir. Hem vicdana sıkıntı veren, aklı yakan, evhamlı bir dehşet gelir!

İşte ey birader! Dalâlet yolunun mahiyeti böyledir. Küfürdeki karanlığı bu yolda tamamen gördük. Şimdi de gel, o yokluğa dönelim,

Tekrar bakalım. Bu sefer yolumuz sırat-ı müstakimdir, iman yoludur. Delilimiz ve imamımız inayet ve Kur’an’dır, her devirde pervaz eden doğan.

İşte Ezel Sultan’ının rahmet ve inayeti, ne zaman ki bizi istedi, kudret bizi çıkardı, lûtfen bizi bindirdi irade kanununa, varlığın halleri üstünde uçurdu.

Sonra bizi getirdi, şefkatle giydirdi şu vücut elbisesini, emanet rütbesini taktı bize. Nişanı niyaz ve namaz.

Şu devirler ve haller, bu uzun yolumuzda birer naz makamıdır. Yolumuzda kolaylık olması içindir ki, kader bir emirname vermiş, sayfada cephemiz.

Her nereye gitsek, herhangi bir taifeye misafir olur, pek kardeşçe karşılanırız. Malımızdan verir, mallarından alırız.

Ticaret bağıyla onlar bizi besler, hediyelerle süsler ve uğurlarlar. Gele gele işte dünyanın kapısındayız, işitiyoruz âvâzları.

892